|
KOMŞULUK İLİŞKİLERİ
İşimiz, durumumuz, konumumuz her ne olursa olsun,
yaşadığımız sürece yanımızda, yakınımızda, çevremizde mutlaka birileri bulunur.
Dolayısıyla birey olarak diğer insanlarla mutlaka bir takım ilişkilerimiz olur.
Bu toplum hayatının kaçınılmaz bir gereğidir. Hayatı yaşanır kılan, insanın
hemcinsleri ile bir arada bulunması, zorlukları ve güzellikleri paylaşmasıdır.
Bu paylaşımın olmadığı ortamlarda, sağlıklı bir toplum hayatından söz etmek
mümkün olmaz. Bu paylaşım, ailelerimizin yaşadığı sabit mekanlar olan
meskenlerimizin yanında ve civarında yaşayan insanlarla başka bir ifade ile
komşularımızla olan ilişkilerimiz konusunda ise daha da büyük bir önem
kazanır. Çünkü, komşular arası ilişkiler, toplumsal ilişkilerin ilk basamağı ve
önemli bir göstergesidir.
Öyle ki ailemizden sonra en yakın ilişki kurduğumuz
insanlar, şüphesiz komşularımızdır. Onlar; günün her saatinde değişik nedenlerle
yüz yüze geldiğimiz insanlardır. Hatta süreç içinde komşularımız evlatlarımızdan
bile bizlere yakındırlar. Komşularımız, zor zamanlarımızda yardım istediğimiz,
sevinçli anlarımızda mutluluğumuzu paylaştığımız insanlardır. Bu açıdan onlar
sanki ailemizin birer üyesi gibidirler. Bu sebepten aile üyelerine gösterilen
ilgi ve alaka, komşulardan esirgenmemelidir. Dert ve problemleriyle yakından
ilgilenilmeli, sevinç ve üzüntüleri paylaşılmalıdır.
İnsan hayatına yön ve şekil vermeyi amaçlayan
dinimiz, işte bu bakımdan komşuluk ilişkilerine özel bir önem atfeder.
Yüce Allah buyuruyor ki;
واعبدوا الله ولا تشركوا به شيئا وبالوالد
ين احسانا وبذى القربى واليتامى والمساكين والجار ذى القربى والجار الجنب
و
الصاحب بالجنب وابن السبيل و ما ملكت
ايمانكم ان الله لايحب من كان مختالا فخورا
"Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak
koşmayın. Anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak
komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve elinizin altındakilere iyilik edin.
Şüphesiz, Allah kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez." (Nisa,
4/36)
Görüldüğü üzere, âyet bir taraftan, ibadetin Allah'a
yapılması ve O'na ortak koşulmaması mesajını verirken diğer taraftan da bir
müminin toplum içinde yerine getirmesi gereken öncelikli görevlerini dile
getirmektedir. Allah’a ibadet, O’na ortak koşmamak, çevremizle iyi ilişkiler
içerisinde olmak dinimizin temelini oluşturan ana konulardandır. Bu görevleri
yerine getiren insan, dini yaşayan insandır. Şurası unutulmamalıdır ki insan,
hem cinsleriyle birlikte yaşamakta ve onlarla pek çok ilişkilerde bulunmaktadır.
Dinin, Allah ile kul arasında gerçekleşen iman ve ibadet boyutunun meyvesini
verebilmesi, başkalarıyla girişilen ilişkilerde, onların da Allah'ın kulları
olduğu gerçeğinin göz önünde bulundurulması ile sıkı sıkıya bağlantılıdır. Bu
sebeple âyet temel mesajını verdikten sonra, insanın yakın ilişki içinde
bulunduğu diğer insanları gündeme getirmekte ve onlarla olan ilişkinin
temelini, iyilik etmek ve alçak gönüllü ve mütevazı olmak
esaslarına oturtmaktadır. İnsanın sosyal çevresini oluşturan kesimler
arasında özellikle komşulara vurgu yapılmış olması oldukça anlamlıdır. Ayetin bu
vurgusu, şu hadis-i şerifte daha belirgindir:
ما زال جبريل يوصينى بالجار حتى
ظننت انه سيورثه
"Cebrail bana komşu hakkında o kadar tavsiyede
bulundu ki, onu mirasçı kılacak sandım".
Hadisin bize verdiği temel fikir şudur: İnsan kendi
mirasçıları olan yakınlarına; çocuklarına, ana-babasına, kardeşlerine nasıl
davranıyorsa, komşularına da öyle davranmalıdır. Çünkü insanın aile fertlerinden
sonra en çok ilişki içinde olduğu kimseler komşulardır. Kişilerin aile dışı
insanlarla gerçekleştirdikleri sosyal ilişkiler, komşularla başlar. Komşuluk
ilişkileri, toplumsal ilişkilerin esasını ve hareket noktasını oluşturur. Bu
sebeple komşuluk ilişkileri toplumun geniş katmanları arasındaki ilişkilerin
küçük çaplı bir örneğini oluşturur. Komşuluk çerçevesi içindeki davranış ve
ilişki biçimleri, bir şekilde geniş kitleler arasında da etkisini gösterir.
Bu durum,
komşular arası iyi ilişkilerin önemini açıkça ortaya koymaktadır. İşte
sevgili Peygamberimiz;
واحسن جوار من جاورك تكن
مسلما
"Komşularına iyi komşuluk et ki gerçek müslüman
olasın."buyurmak
suretiyle, bir anlamda gerçek Müslüman olmayı, komşularla iyi ilişkiler içinde
bulunmaya bağlamıştır.
İnsan, hayatı boyunca mutluluğun peşinden koşar
durur. Onu uzaklarda arar durur. Halbuki mutluluk çoğu kere onun hemen yanı
başındadır, ama o bunun farkında değildir. Mutluluğu sağlayacak sebepleri
keşfetmek gerekir. İşte Hz. Peygamber (s.a.v.) şu hadisinde bize mutluluğa ve
huzura götüren yollardan üçünü gösteriyor:
من سعادة المرء الجار
الصالح والمركب الهنىء والمسكن الواسع
"İyi bir komşu, rahat bir binek, ve geniş bir ev
insanı mutlu eden sebeplerdendir."
Kültürümüzden süzülmüş bir anlayışın
ifadesi olan, “Ev alma, komşu al” özdeyişi, özü itibariyle bu hadisten mülhem
olsa gerektir. Zaten bu tür atasözleri, belli bir tarihi tecrübe ve birikimin
sonucu kitaplarımıza, dillerimize, gönüllerimize yerleşmiştir.
Çağımızda hızlı şehirleşmenin, şehir yapılaşmasının
ve değişen iş hayatının komşuluk ilişkilerini olumsuz yönde etkilediği
görülmektedir. Aynı apartmanda yaşadıkları halde yardımlaşma ve dayanışma içinde
olmayan, birbiriyle tanışmayan, konuşmayan insanlar bulunmaktadır. Hatta
karşılaştıklarında birbirinden bir “Selam” ı esirgemektedirler.
Komşuluk Hakları
Dinimiz kul hakkının çiğnenmemesi konusunda
müminlere ciddi uyarılarda bulunur. Kul hakkını çiğnemenin büyük manevi
sorumluluğu gerektirdiğini önemle vurgular. Hele hakkı çiğnenmesi söz konusu
olan kul komşu ise konunun önemi daha da artar.
Bir gün sevgili Peygamberimiz;
;والله
لايؤمن والله لايؤمن والله لايؤمن
"Vallahi iman etmiş olamaz, vallahi iman emiş olamaz,
vallahi iman etmiş olamaz" buyurmuşlar,
sahabilerden biri de;
من يا رسو ال
لله؟ "Kim iman etmiş olmaz ey
Allah'ın Resülü?" diye sorunca, Resülullah Efendimiz,
الذى لا يأمن
جاره بواءقه قال "Kötülüğünden
komşusunun emin olmadığı kimse" cevabını vermişlerdir.
Ebu Hureyre'nin (r.a) konumuzla ilgili olarak rivayet
ettiği bir başka hadis de şöyledir:
ان رسول الله وقف على اناس جلوس فقال الا
اخبركم بخيركم من شركم؟ قال فسكتوا فقال
ذالك ثلاث مرات فقال رجل بلى يا رسو ل الله اخبرنا بخيرنا من شرنا قال
خيركم من يرجى خيره و يؤمن شره و شركم من لا يرجى خيره ولا يؤمن شره
Resülullah (s.a.v.) ashaptan bir grup insanın yanında
durdu ve
- 'Size, en hayırlınızın kim olduğunu, en kötünüzün
kim olduğunu haber vereyim mi?' diye sordu. Oradakiler bir şey söylemediler.
Allah'ın Resulü sorusunu üç kere tekrarladı. Bunun üzerine bir adam;
- 'Evet ya Resülellah, hangimizin en hayırlı,
hangimizin en kötü kimse olduğunu bize haber ver' dedi. Resülullah:
- 'Sizin en hayırlınız, hayrı dokunması umulan ve
kötülüğünden emin olunan kimsedir. En kötünüz de hayrı dokunması umulmayan ve
kötülüğünden emin olunmayandır."
Bu hadisi şeriften açıkça anlıyoruz ki, Allah katında
makbul bir kul olmanın şartlarında biri de insanlar katında kabul görmüş bir
insan olmaktır. İnsanların, -bu arada komşuların- güvenini kazanmayan, herkesin
kendisinden endişeye kapıldığı, etrafına rahatsızlık ve huzursuzluk saçan,
birlikte insanca yaşamanın gereklerini yerine getirmeyen kimseler, Allah'ın
hoşnut olmayacağı kimselerdir.
Ekonomik durumları,
sosyal konumları, itibar düzeyleri her ne olursa olsun, komşularımıza öncelikle,
birer insan ve Allah'ın kulu olmaları açısından bakmak gerekir. Hangi sebeple
olursa olsun onlara karşı açıkça, ya da dolaylı olarak küçümseyici tavır içine
girmek İslam ahlakı ile bağdaşır bir tutum değildir. Onlara adeta gönül dostumuz
Yunus Emre’nin;
Yaratılanı hoş gördük
Yaratan’dan ötürü’[7]
Dizelerinde dile getirdiği temel ölçüler çerçevesinde
bakmalıyız.
İslâm’da “insan” niteliğini taşıyan herkese aynı
düzlemde davranılır. Kişinin inancı, etnik kökeni, sosyal statü ve konumu, ona
yönelik davranışın niteliğinin belirlenmesinde etkin değildir. Her insana,
Allah’ın yarattığı mükerrem bir varlık" anlayışı ile muamele edilir. Onun
haklarının kutsal (dokunulmaz) olduğu kabul edilir. Bu kutsallık ya da
dokunulmazlığın belirlenmesinde kişinin inancı, sosyal konumu ve etnik kökeni
dikkate alınmaz.
Başkalarını küçük görmek, onlarla alay etmek
İslâm’ın yasakladığı çirkin işlerden biridir. Alay etmek, insanları küçük
görmekten ve kişinin kendisini üstün görmesinden kaynaklanır. İslâm’ın öngördüğü
ideal toplum düzeni, yüce bir edep ve ahlakı gerçekleştirmeyi hedefler. Bu
sistemde inancı, sosyal statü ve konumu, etnik kökeni her ne olursa olsun her
bireyin diğerinden daha aşağı düzeyde kabul edilmeyen, haysiyet ve şerefi
vardır. Onun namus ve şerefi, dokunulmazdır. Nitekim,
يَكُونُوا خَيْرًا مِّنْهُمْ وَلَا نِسَاء مِّن نِّسَاء عَسَى أَن يَكُنَّ خَيْرًا
مِّنْهُنَّ
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا يَسْخَرْ قَومٌ مِّن قَوْمٍ عَسَى أَن
“Ey İman edenler! Bir topluluk, diğer bir toplulukla
alay etmesin. Belki (alay ettikleri kimseler) kendilerinden daha iyidirler...”
(Hucurât, 49/11)
âyeti, gerekçesi ne olursa olsun insanlarla alay edilmesini yasaklamaktadır.
لِّكُلِّ هُمَزَةٍ لُّمَزَةٍ
وَيْلٌ
“İnsanları arkadan çekiştirip kaş-göz işaretiyle
eğlenmeyi âdet haline getirenlerin vay haline!”
(Hümeze,
104/1) âyeti de insanlarla alay etmenin manevî
boyutuna işaret etmektedir. Hz. Peygamber de insanlarla alay edilmesini,
onların küçümsenmesini, tahkir edilmelerini yasaklamıştır.
بحسب امرئ من الشر ان يحقر اخاه
“Kişiye, mümin kardeşini küçümsemesi, tahkir
etmesi kötülük olarak yeter.”
hadisi bu hususu dile getirmektedir. Hele küçük görülen, alay edilen bir komşu
ise, yapılan yanlış daha da farklı bir boyut kazanır. Ebu Hureyre (r.a.) diyor
ki:
كان النبى يقول يا نساء
المسلمات لا تحقرن جارة لجارتها ولو فرشن شاة
Resülullah, "Ey müslüman hanımlar!Tırnak ucu kadar
da olsa, sakın ha, komşu komşuyu hakir görmesin!"
derdi.
Hz. Peygamber bu hadislerinde, komşu hakkının ne
kadar önemli olduğunu, komşulara sözlü, ya da fiili olarak zarar vermenin ne
derece büyük bir sorumluluk getirdiğini çok açık bir şekilde ifade etmektedir.
Demek ki, komşularımızla olan ilişkilerimizin niteliği imanımızın da niteliğini
etkilemektedir. Hadis-i şerifteki "iman etmiş olamaz" ifadesi "kamil
anlamda iman etmiş olamaz –olgun mümin olamaz" şeklinde anlamak gerekir.
Aynı mesajı veren bir başka nebevi uyarı şudur:
لا يد خل ا لجنة من لا
يامن جاره بواءقه
"Kötülüğünden
komşusunun emin olmadığı kimse cennete giremez."
Komşuluk hukukunun önemini vurgulayan bir başka
hadisi şerifinde Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) söyle buyurmuşlardır:
اول خصمين يوم القيامة الجاران
"Kıyamet gününde muhakeme edilecek ilk iki hasım, iki
komşu olacaktır.
Hz. Peygamber’in
hadisleri ışığında komşuların birbirlerine karşı görevleri şöylece
özetlenebilir:
1.Hastalandığında
ziyaretine gitmek.
2. Öldüğünde
cenazesinin kaldırılmasında bulunmak.
3.Borç istediğinde
imkan nispetinde yardımcı olmak.
4. Darda kaldığında
yardımına koşmak.
5.Bir nimete
kavuştuğunda tebrik etmek.
6. Başına bir musibet
geldiğinde teselli etmek.
Komşunun Eziyetine Sabretmek
Sabır, eza ve cefalara, musibetlere, ibadetlerin
zorluklarına ve her türlü sıkıntıya dayanmak demektir. Kur’an-ı Kerim’de değişik
vesilelerle birçok âyette sabır tavsiye edilmekte hatta emredilmektedir.
Resûlullah(s.a.s.), karşılaşılan güçlüklerde
sabredilmesi gerektiğini ifade ediyor
ve bu noktada gerçek sabrın ölçüsünü,
ااصبر عند الصدمة الاولى
“Sabır, (musibetin, felaketin) geldiği ilk
andadır.”
ما اعطي احد من عطاء خير و اوسع
من الصبر
“Hiç kimseye sabırdan daha hayırlı ve daha geniş
bir bağışta bulunulmamıştır.”
buyurmak suretiyle dile getiriyor. Nitekim onun hayatına baktığımızda,
karşılaştığı nice güçlüklere karşı sabır ve teenni ile göğüs gerdiğini müşahede
ediyoruz.
İslâm dini, mensuplarına öfkeyi değil sekineti, teenniyi, sabrı tavsiye etmekte,
hatta emretmektedir.
Zira karşılaşılan olumsuz bir davranışa öfke yerine sabırla tahammül çoğu defa
güzel dostlukların başlangıcı ve başarıya ulaşmanın en güzel yolu
olabilmektedir. Nitekim, “İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel
şekilde sav. O zaman aranızda düşmanlık bulunan kimse, sanki samimi bir dost
gibi oluverir” (Fussılet,
41/34) âyeti bu gerçeği gayet güzel bir
şekilde vurguluyor.
İslam, sosyal hayatın ahenk içinde yürümesi için her
türlü şarta riayet edilmesini öngörür. Söz gelimi bir yandan komşulara eza
edilmemesi, onlara iyi davranılması emredilirken, bir yanda da, komşulardan
gelecek olumsuzluklara, kötülük ve zararlara mümkün olduğunda sabredilmesi
tavsiye edilmektedir. Allah'ın sevdiği üç tür insandan söz ettiği hadisinin
konumuzla ilgili kısmında Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:
..و الرجل يكون له
الجار يؤذ يه جواره فيصبر على اذاه حتى يفرق بينهما موت او ظعن
)Allah'ın
sevdiği kimselerden üçüncüsü de) bir adamdır ki, kendisine eziyet eden bir
komşusu vardır. O da buna sabreder, nihayet ölüm yahut göç etmek aralarını
ayırır."
"Komşuluk hakları" deyince akla sadece, komşulara
zarar vermek yahut zarar vermekten doğacak sorumluluk akla gelmemelidir. Bu, hak
kelimesinin sadece olumsuz yönünü oluşturur. Pasif olması gerektiren bir
durumdur. Bir de işin olumlu ve aktif olmayı gerektiren yanı vardır. Yani iyi
bir komşuluk için sadece komşuya zarar vermemek yetmez, iyilikte de bulunmak
gerekir. Hz. Peygamber (s.a.v.),
من كان يؤمن بالله واليوم الاخر
فاليكرم جاره
"Kim
Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsa komşusuna iyilik etsin"
hadisi ile bu gerçeği ifade buyurmuştur.
Bitişik Yabancılar
Modern
hayatın getirdiği bazı şartlar insanı "kalabalıklar içindeki yabancı" durumuna
getirmiştir. Zorunlu ilişkiler dışında "herkesin kendi işine baktığı" bir hayat
anlayışı günümüzde hakim bir durumdur. Bunun olumlu yanları olmakla birlikte,
psikolojik ve sosyal olumsuzlukları da vardır. Sözgelimi, yıllardır aynı binada
yaşadıkları halde bir biri ile tanışmayan, komşuluk ilişkilerine girmeyen nice
insanların, ailelerin varlığına şahit oluyoruz. Evet, sosyal hayatımız pek çok
alanları ile değişikliğe uğramıştır, daha da uğrayacaktır. Bu kaçınılmazdır. Ama
bu değişikliğin, bizim bazı olmazsa olmaz değerlerimizi de alıp götürmesine izin
vermemeliyiz. Bu gibi konularda duyarlı olmamız gerekiyor. Aynı çatının farklı
bölümlerinde oturan aileler arasındaki komşuluk ilişkileri de bu konular
arasında yer alıyor. Aslında komşuluk ilişkileri biraz da kendiliğinden oluşan
tabii ilişkilerdir. Bu tabii akışı bozacak durumların ortaya çıkması halinde,
komşular arası bağı yeniden oluşturmak için özel bir çaba harcamak gerekebilir.
İlk bakışta basit gibi görünen küçücük girişimler, böyle bir komşuluk
ilişkisinin oluşumunu ve devamını sağlayabilir. Merdivende karşılaştığımız bir
apartman komşumuza vereceğimiz bir selam, göstereceğimiz bir güler yüz, samimi
bir hal-hatır sormak, gerektiğinde kapı komşumuza bir ihtiyacının olup
olmadığını sormak, hatta pişirilen yemekten bir tabak ikram edivermek komşular
arasında oluşacak sıkı bağların bir ilk adımını oluşturabilir. Dinimizde bu tür
davranışlar sadaka kapsamında değerlendirilmiştir.
Kur’an-ı Kerim'de;
قول معروف و مغفرة خير من صدقة يتبعها اذى
و الله غنى حليم
“Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden eza (gönül
kırma) gelen bir sadakadan daha iyidir. Allah her bakımdan sınırsız zengindir,
halimdir.” (Bakara, 2/43)
âyeti, muhatabımıza söylenecek bir çift güzel sözün önemini vurgulamaktadır. Bu
bağlamda Peygamber (s.a.s.)’in de, الكلمة
الطيبة صدقة “Güzel söz sadakadır”
ifadesi ne kadar da anlamlıdır. Nice yüklü paraların,
malın, tamir edemeyeceği kırık kalpleri, dünyası kararmış insanları, selam gibi
nasılsınız gibi bir sevgi ve şefkat sözcüğü hayata döndürebilmektedir.
Hz Aişe anlatıyor:
قلت يا رسول الله ان لى
جارين فالىايهمااهدى؟ قال الى اقربهما منك بابا
"Ya Resülellah, dedim; iki komşum var, (öncelikle)
hangisine hediye sunayım?" Allah'ın Resu;, 'kapısı sana daha yakın olana',
buyurdular."
Komşular arası ilişkilerin sıcak ve canlı tutulması
önemli ölçüde samimi duyguların açığa çıkmasını sağlayacak fırsatların
oluşturulmasına bağlıdır. Sababilerden Ebu Zer (r.a.) in rivayetine göre sevgili
Peygamberimizi kendisine,
يا ابا ذر! اذا طبخت مرقة فاكثر ماءها و
تعاهد جيرا نك
"Ebu Zer! Çorba pişirdiğin zaman suyunu fazla koy ve
komşularını da gözet"
buyurmuştur. Hadis-i şerif, imkansızlıklar içinde bile, komşularla iyi
ilişkilerin devamı için nasıl her fırsatı değerlendirmemiz gerektiği konusunda
ilginç bir örnek oluşturmaktadır.
Komşuları Ziyaret
Komşular arası ilişkileri sıcak tutmanın yollarından
biri de karşılıklı ziyaretlerdir. Ziyaretlerin davet üzerine gerçekleşmesi daha
da yapıcı olur. Hz: Peygamber (s.a.v.);
.اذا اجتمع الداعيان
فاجب اقربهما جوارا وان استبق ا حدهما فاجب الذى سبق
"Aynı vakit için iki komşundan davet alırsan önce
daha yakın olanın davetine git. Aynı vakit için ayrı zamanlarda davet
edilirsen, önce davet edenin davetine git.
İmam Gazali
komşuluk arası ilişkilerin çerçevesini İslami bakış açısı ile şöyle çizmektedir:
"Komşuluk hukuku, sadece komşuya eza etmemekle yerine
getirilmiş olmaz, ayrıca eza ihtimali olan şeylerden de kaçınmak gerekir… Bu da
yetmez;
a) Komşuya yumuşaklıkla muamele etmek, ona iyi ve
güzel davranmak.
b) Komşuyla karşılaşınca ona selam vermek,
c) Hastalandığında onu ziyaret etmek,
d) Bir musibetle karşı karşıya kaldığında taziyede
bulunmak,
e) Sevinçli anında onu tebrik etmek, sevincine ortak
olmak,
g)Hatalarını görmezlikten gelmek, mahremine bakmamak,
uzakta bulunduğunda evine göz kulak olmak, çocuklarına lütufkar davranmak,
h)Din ve dünya ile ilgili bilmediği konularda ona
yol göstermek …bütün Müslümanlara karşı görevlerimiz dışında komşularımıza karşı
olan görevlerimizdendir.
Komşunun Şahitliği Allah Katında Makbuldür
Komşunun komşu hakkındaki kanaat ve şahitliği Allah
katında bir kriter olma niteliğine sahiptir. Hz.Peygamber (s.a.v.),
ما من
مسلم يموت فيشهد له ثلاثة اهل بيت من جيرانه الاد نين بخير الا قال تبارك وتعالى
قبلت شهادة عبادى على ما علموا او غفرت له ما اعلم
"Bir
müslüman ölür de en yakın komşularından üç kişi onun hakkında iyi şahitlikte
bulunursa Allah teala şöyle buyurur: 'Bildikleri şey konusunda kullarımın
şahitliğini kabul ettim', Yahut, 'Kulumun bildiğim günahlarını affettim.'
buyurmuştur. Resülullah komşunun şahadetine böyle büyük
bir değer atfederek, komşuların iyi şahadetini hak ettirecek davranışlar
sergilememizi teşvik etmiş olmaktadır. Bunun yolu da Kuran ve sünnet çizgisinde
sergilenecek iyi komşuluk ilişkilerinden geçmektedir.
Hz. Peygamber (s.a.v.) iyi komşuluk
ilişkilerini, ülkenin imarının ve ömrün uzamasının sebepleri arasıda saymıştır.
Hz. Aişe anlatıyor: Resülullah bana şöyle dedi:
من اعطى
حظه من الرفق اعطى حظه من خير الدنيا والاخرة وصلة الرحم و حسن الخلق وحسن الجوار
يزيدان فىالاعمار
"Kime yumuşak huyluluktan nasibi verilmişse dünya
ve ahiret iyiliğinden de payı verilmiş demektir. Akrabalık bağlarını gözetmek,
güzel ahlak ve iyi komşuluk ilişkileri ülkeyi imar eder ve ömrü arttırır."
Sonuç
İnsan toplum halinde yaşamak sorundadır. Çevresinde
mutlaka başkaları da yaşamak durumundadır. Evimizin yanında, civarında yaşayan
insanlarla, komşularımızla bir takım ilişkilerimizin olması kaçınılmazdır.
Toplum hayatının düzeninin temellerinden biri de komşululuk ilişliklerinin
insani temele dayalı olmasıdır. Bunu sağlamanın yolunu Kuran ve Sünnet teorik ve
pratik olarak ortaya koymuştur. Bu teori ve pratiğin temelinde,
لا يؤمن احدكم حتى يحب لاخيه ما يحب لنفسه
"ٍٍٍٍİçinizden
bir kimse kendisi için arzuladığını mümin kardeşi için de arzulamadıkça kamil
imana ulaşamaz."
esası yer alır. Komşularımız, kara gün dostlarımızdır, can yoldaşlarımızdır.
hayat komşularımızla güzeldir. Beşeri ilişkilerimizin ilk adımını komşuluk
ilişliklerimiz oluşturur.
Komşuluk ilişkilerimiz Allah katındaki konumumuzu
belirleyecek kriterlerden biridir. Komşularımızın hoşnutluğu, Allah'ın
hoşnutluğunu kazandıran yollardın biridir. Kendisi ile ve çevresi ile barışık
olan insan sağlıklı bir ruh dünyası yaşıyor demektir. Çevresi ile, komşuları ile
sürtüşme ve geçimsizlik halinde olan, çevre ilişkilerinde sürekli olarak problem
kaynağı olan kimseler dengeli bir hayattan mahrum olurlar. Bir denge ve huzur
dini olan İslam bu tür olumsuzlukların önüne geçmek amacı ile, toplumla açılan
ilk kapılarımız olan komşularımızla olan ilişkilerimizde titiz ve hassas
davranmamızı bizden istemektedir.
Kâinatın Efendisi (a.s.) aslında gerek komşularımız
gerekse diğer müminlerle olan ilişkilerimizi şu sözüyle gayet veciz bir şekilde
dile getiriyor:
لاتد خلون الجنة حتى تؤمنوا و
لا تؤمنوا ختى تحابوا
“İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi
sevmedikçe de gerçek manada iman etmiş olamazsınız.”
ترى
المؤمنين في توادهم وتراخمهم و تعاطفهم كمثل الجسد اذا اشتكى عضوا تداعى له سائر
الجسد بالسهر و الحمى
“Birbirlerini sevmekte, birbirlerini acımakta ve
birbirlerine şefkat hususunda müminler adeta tek bir vücut (beden) gibi
görürsün. Mümin bir uzvundan şikayet ederse, vücudun diğer uzuvları da
uykusuzluk ve ateşle ona iştirak ederler.”
ان المؤمن للمؤمن كالبنيان يشد
بعضه بعضا
“Müminin mümine göre konumu, parçaları
(bölümleri) birbirini destekleyen bir tek bina gibidir.”
buyuruyor. Hz. Peygamber’in bu sözleri doğrultusunda her mümin, komşuları ve
diğer Müslümanlara bakış açısını şöyle bir daha gözden geçirmelidir.
Nuruddin el-Heysemî,
Mecma’u’z-Zevâid, VII, 168-170.
Gazâlî,
İhyaü Ulûmiddîn,, II, 271-272. Kahire,
1386 .
|