|
DUA VE ADABI
Dua kelimesi, sözlükte “çağırmak, istemek, yardım
talep etmek” anlamına gelmektedir. Ayrıca Allah’a sunulacak talepleri içeren
metinlere de dua denir. Dinî bir terim olarak ise dua, Allah’ın yüceliği
karşısında kulun aczini itiraf etmesi, sevgi ve ta’zîm duyguları içinde lütuf ve
yardımını dilemesidir. Başka bir deyişle kulun bütün benliğiyle yüce yaratana
yönelerek ondan istek ve dilekte bulunmasıdır.
Dua, kul ile sonsuz kudret sahibi olan Allah arasında
bir köprü ve diyalogdur.
DUANIN ÖNEMİ
Bütün yaratıkların tabiatında Allah’a doğru bir
yöneliş vardır. Birçok ayette canlı ve cansız bütün varlıkların Allah’ı andığı
açıkça vurgulanmaktadır. Bu ayetlerin birinde şöyle denilmektedir:
تُسَبِّحُ لَهُ السَّموَاتُ السَّبْعُ وَالْاَرْضُ وَمَنْ فيهِنَّ وَاِنْ مِنْ
شَىْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِه وَلكِنْ لَا تَفْقَهُونَ تَسْبيحَهُمْ اِنَّهُ
كَانَ حَليمًا غَفُورًا
“Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah’ı
tespih ederler. Her şey O’nu hamd ile tespih eder. Ancak, siz onların
tespihlerini anlamazsınız. O, halîm’dir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir), çok
bağışlayandır.” (İsra,
17/44)
Varlıklar arasında en mükemmeli olan insan, özü
itibariyle yaratıcısına ulaşma, ona sığınma ve onu tanıma arayışı içinde
yaratılmıştır. Bu sebeple insan, tarihinin hiçbir döneminde duadan uzak
kalmamıştır.
Dua, kul ile
Rabbi arasında irtibatı sağlayan bir ibadettir. Hz. Peygamber,“
الدُّعاءُ مُخُّ العِبادةِ”
“Dua ibadetin özüdür”
buyurmuştur.
Allah ile kul arasındaki münasebet konusunda Hz.
Peygamber’e yöneltilen soruya Kur’an şu cevabı vermiştir:
وَاِذَا سَاَلَكَ عِبَادى عَنّى فَاِنّى قَريبٌ اُجيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ اِذَا
دَعَانِ فَلْيَسْتَجيبُوا لى وَلْيُؤْمِنُوا بى لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ
“Kullarım
beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana
dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O halde, doğru yolu bulmaları için
benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.”
(Bakara, 2/186).
Dua, kulluk
makamlarının en önemlisidir. Bir ayette,
قُلْ
مَا يَعْبَؤُا بِكُمْ رَبّى لَوْلَا دُعَاؤُكُمْ
“(Ey Muhammed!) De ki: “Duanız olmasa Rabbim size ne
diye değer versin! ..."
(Furkân, 25/77) buyurularak insanın Allah’a
ancak bu yönelişiyle değer kazanacağı ifade edilmiştir.
En’am suresinin 52, Kehf sûresinin 28. ayetlerinde
namazın dua kavramıyla ifade edilmesi, duanın kulluk faaliyetlerinin esas unsuru
olduğuna işaret etmektedir.
Allah, kuluna cevap vermek için onun her ne vesile
ile olursa olsun kendisine yönelmesini istemektedir:
وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُونى اَسْتَجِبْ لَكُمْ اِنَّ الَّذينَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ
عِبَادَتى سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِرينَ
“Rabbiniz şöyle dedi: “Bana dua edin, duanıza cevap
vereyim. Bana kulluk etmeyi kibirlerine yediremeyenler aşağılanmış bir halde
cehenneme gireceklerdir”
(Mü’min, 40/60).
DUANIN KARŞILIĞI VE TESİRİ
Dua bir ibadet olduğu için onun esas karşılığı
ahirette verilecektir. Dolayısıyla, dünya hayatına yönelik talepleri
karşılanmayan kişi, duam kabul edilmedi dememelidir. Çünkü onun duasına
verilecek karşılık, ahirete bırakılmış olabilir. Bununla birlikte Allah, dua
eden kulun dünya hayatı açısından kendisi için yararlı isteklerini de ilahî bir
lutuf olarak vermektedir. Hz. Peygamber, dua edene isteğinin ya dünyada hemen
verileceğini veya ahirete saklanacağını ya da istediği iyilik kadar kötülüğün
giderileceğini bildirerek şöyle buyurmuştur.
مَا مِنْ رَجُلٍ يَدْعُو اللّهَ تَعالى إَّﻻ اسْتَجَابَ لَهُ، فإمَّا أنْ يُعَجِّلَ
لَهُ في الدُّنْيَا، وَإمَّا أنْ يَدَّخِرَ لَهُ في اﻵخِرَةِ، وَإمَّا أنْ
يُكَفِّرَ عَنْهُ مِنْ ذُنُوبِهِ بِقَدْرِ مَا دَعَا، مَالَمْ يَدْعُ بِإثْمٍ، أوْ
قَطِيعَةِ رَحِمٍ، أوْ يَسْتَعْجِلْ.
“Allah'a
dua eden herkese Allah icâbet eder. Bu icâbet, ya dünyada peşin olur, ya da
ahirete saklanır, yahut da dua ettiği miktarca günahından hafifletilmek
sûretiyle olur, yeter ki günah talep etmemiş veya sıla-ı rahmin kopmasını
istememiş olsun, ya da acele etmemiş olsun.”
Dua, kişide psikolojik bakımdan bir rahatlık, huzur
ve mutluluk doğurur. Ahlaki arınma ve yücelmeye, duyarlı bir vicdan ve sağ
duyunun gelişmesine yol açar. Hz. Peygamber,
اللَّهُمَّ
نَقِّنِى مِنْ خَطَايَاىَ كَمَا يُنَقَّى الثَّوْبُ اﻷبْيَضُ مِنَ الدَّنَسِ.
اللَّهمَّ اغْسِلْنِى مِنْ خَطَايَاىَ بِالْمَاءِ وَالثَّلْجِ وَالْبَرَدِ
“Allah’ım! beyaz elbiseyi kirden temizlediğin gibi
kalbimi günahlardan arındır, hatalarımı kar ve dolu suyuyla temizle.”
buyurarak duanın bu tesirini vurgulamıştır.
Dua rahmet hazinelerini açan bir anahtar, tükenmez
bir güç kaynağı, insanı kulluğun en üst mertebelerine ulaştıran bir vesiledir.
DUANIN KABUL EDİLMESİ
Duanın kabul edilmesi için, şeklî ve ahlakî bazı
hususlara riayet edilmesi istenmiştir. Bunları şöylece sıralayabiliriz:
1. Şuurlu Dua Etmek
Dua ederken Allah insan şuurunun yegâne konusu
olmalı, başka yönelişler kalpten silinmelidir. Böyle bir durum, insan vicdanını
temizler ve onun gönlünü Allah’a açık bir hale getirir. Kur’an-ı Kerim’de bu
husus, kişinin “dini Allah’a has kılması” olarak ifade edilmiş ve şöyle
buyurulmuştur:
هُوَ الْحَىُّ لَا اِلهَ اِلَّا هُوَ فَادْعُوهُ مُخْلِصينَ لَهُ الدّينَ
اَلْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمينَ
“O diridir. Ondan başka hiçbir ilah yoktur. O
halde sadece Allah’a itaat ederek (samimi olarak) O’na ibadet edin. Hamd
alemlerin Rabbine mahsustur.”
(Mü’min, 40/65).
2. İnanarak Dua Etmek
Dua eden mümin, duasının kabul edileceğine inanarak
dua etmelidir. Peygamberimiz,
ادْعُوا اللَّهَ وَأَنْتُمْ
مُوقِنُونَ بِالإِجَابَةِ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ لاَ يَسْتَجِيبُ دُعَاءً مِنْ
قَلْبٍ غَافِلٍ لاَهٍ.
“Kabul edileceğine kesin olarak inanarak Allah’a
dua ediniz ve biliniz ki, Allah gafil bir kalpten gelen duayı kabul etmez"
.
إِذَا دَعَا أَحَدُكُمْ
فَلْيَعْزِمِ الْمَسْأَلَةَ ، وَلاَ يَقُولَنَّ اللَّهُمَّ إِنْ شِئْتَ فَأَعْطِنِى
. فَإِنَّهُ لاَ مُسْتَكْرِهَ لَهُ
“Dua ettiğiniz zaman, İsteğinizi kesin olarak
isteyin. “Allah’ım! Dilersen beni affeyle, dilersen bana merhamet eyle”
demeyiniz. Çünkü Allah’ı zorlayacak herhangi bir güç yoktur”
buyurmuştur.
3. Israrla Dua Edilmelidir
Bir mümin, ettiği duanın kabul edilmesi hususunda
aceleci olmamalıdır. Peygamberimiz (a.s.) şöyle buyurmaktadır:
يُسْتَجَابُ ﻷحَدِكُمْ مَالَمْ يَعْجَلْ، يَقُولُ: قَدْ دَعَوْتُ رَبِّى فَلَمْ
يَسْتَجِبْ لِى
“Allah dualarınızı kabul eder. Ancak kabul
edilmesi için acele etmeyin; dua ettim de kabul edilmedi (demeyin).”
Burada şu hususa da dikkat çekmek istiyorum. Bazı
insanlar arasında şöyle bir anlayış var: Kur’an-ı Kerim’de her duaya cevap
verileceği ifade ediliyor. Öyleyse neden bir türlü yaptığımız dualar kabul
olmuyor?
Duaya cevap vermek ile onu kabul etmek farklı
şeylerdir. Allah kulun her duasına mutlaka cevap vermektedir. Şöyle ki, Allah
kulun isteğini hikmetine binaen bazen kabul bazen reddetmektedir. Bazen de
istediğinin daha iyisini ona vermektedir. Her üç durumda da bir cevap söz
konusudur. Başka bir ifadeyle Allah kulun duasını, “Kulum! İstediğin sana uygun
değildir” diye cevap vermektedir. Mesela, bir hasta doktora gidip, hastalığı
için kendisine ilaç verilmesini ister. Doktor ise, hastanın isteğini dikkate
alır. Ancak onu bir muayeneden geçirir ve sonra da onun hastalığına uygun, daha
yararlı başka bir ilaç verir, ya da hiç ilaç vermez. Tıpkı bunun gibi, Allah
kulun durumuna uygun düşen dualarını kabul, uygun düşmeyenleri de, onun için
daha yararlı olan bir başka ikramda bulunur ve onun duasına mutlaka cevap verir.
Diğer taraftan dua bir ibadet olduğu için bunun esas
karşılığı ahirette verilecektir. Duanın dünyevi maksatları ise, bu ibadetin
yapılmasının vesileleri ve vakitleridirler. Mesela yağmur duası bir ibadettir.
Yağmursuzluk bu ibadetin yapılma vesile ve vaktidir. Cenab-ı Hak kullarını bu
vakitte bir tür ibadete davet etmektedir. Sonuçta yağmur yağar ya da yağmaz. Bu
Allah’ın takdiridir. O halde duam kabul olmuyor diye dua terk edilmemelidir.
Bilinmelidir ki dua kulluğun bir sırrıdır. Kul acizliğini izhar edip her zaman
Allah’a sığınmalı, hikmetine karışmamalıdır.
4. İçten ve Yalvararak Dua Edilmelidir.
Duada taşkınlık göstererek ihlas ve tazarru sınırının
dışına çıkılmamalıdır. Yalvararak dua edilmelidir. Bir ayette şöyle
buyurulmaktadır:
اُدْعُوا رَبَّكُمْ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةً اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَدينَ
“Rabbimize alçak gönüllüce ve için için dua edin.
Çünkü o, haddi aşanları sevmez.”
(A’raf, 7/55).
Sahabeden Ebû Musa el-Eş’arî der ki: Allah Resulü ile
birlikte bulunduğumuz bir seferde, tepelere çıktıkça, derelere indikçe yüksek
sesle tekbir ve tehlil getiriyorduk. Bunun üzerine Hz. Peygamber:
يَا اَيّهَا النّاسُ ارْبَعُوا عَلى أنْفُسِكُمْ، فَإنَّكُمْ َلا تَدْعُونَ أصَمَّ
وَلاغَائِباً إنَّكُمْ تَدْعُونَ سَمِيعاً قَرِيبًا وَهُوَ مَعَكُمْ
“Ey İnsanlar! Kendinizi yormayınız. Çünkü sizler
sağır ve uzaktaki birine değil, her an sizinle olan, her şeyi duyan Allah’a dua
ediyorsunuz.”
buyurarak bizi uyardı.
Allah’ın kuluna çok yakın olduğu,bir ayette şöyle
ifade edilmektedir:
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ وَنَعْلَمُ مَاتُوَسْوِسُ بِه نَفْسُهُ وَنَحْنُ
اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَريدِ
“Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona
verdiği vesveseyi de biz biliriz. Çünkü biz ona şah damarından daha yakınız”
(Kâf, 50/16).
Yüce Allah, Zekeriya peygamber hakkında,
اِذْ
نَادى رَبَّهُ نِدَاءً خَفِيًّا
“Hani o, Rabbine gizli bir sesle yalvarmıştı”
(Meryem, 19/3)
buyurarak onu övmüştür.
Bu itibarla, duada dinleyenleri rahatsız edecek
şekilde, gereksiz yere bağırıp çağırmak, süslü olsun ve beğenilsin diye yapmacık
hareketlerde bulunmak doğru değildir. Dualar ibadet şuuruyla dini vakar ve
ölçülere uygun olarak yapılmalıdır. Gösterişe düşkün, dini şuurdan mahrum bir
takım kişileri memnun etmek için, mana yavanlığı taşıyan, tumturaklı ifadelerle
edebiyatta hüner göstermeye girişmek, duanın özüne aykırıdır.
5. Umut ve Korku İçinde Dua Edilmelidir
Kul dua ederken, Allah’a karşı korku ve saygı içinde
bulunmalı, aynı zamanda istekli ve ümitli olmalıdır. Umut ve korku içinde dua
edenler Kur'ân'da övülmekte ve şöyle denilmektedir:
اِنَّهُمْ كَانُوا
يُسَارِعُونَ فِى الْخَيْرَاتِ وَيَدْعُونَنَا رَغَبًا وَرَهَبًا وَكَانُوا لَنَا
خَاشِعينَ
“… Onlar gerçekten hayır işlerinde yarışırlar,
(rahmetimizi) umarak ve (azabımızdan) korkarak bize dua ederlerdi. Onlar bize
derin saygı duyan kimselerdi.”
(Enbiya, 21/90).
6. Duaya Allah’ı Zikir ve Peygamber’e salat-ü
selam İle Başlanmalı ve Bitirilmelidir
Peygamber’imizin duaya başlarken ve duayı bitirirken
Allah’ı zikrettiği hakkında çok sayıda sahih rivayet vardır. Bu bağlamda Seleme
b. el-Evka’ şöyle demektedir: Hz. Peygamber duaya,
سُبْحانَ
رَبَّيَ الْعَلِيُّ ﺍﻷعْلَى الوَهَّاب.
“Yücelerin yücesi ve bağışlayıcı olan Rabbimi,
bütün noksanlardan tenzih ederim” diyerek başlardı.”
demiştir.
7. Dua, Kıbleye Yönelip Elleri Açarak Yapılmalıdır
Sahabeden Cabir b. Abdullah şöyle demektedir:
كَانَ رَسُولُ اللَّهِ -صلى
الله عليه وسلم- إِذَا رَفَعَ يَدَيْهِ فِى الدُّعَاءِ لَمْ يَحُطَّهُمَا حَتَّى
يَمْسَحَ بِهِمَا وَجْهَهُ.
“Hz. Peygamber dua ederken ellerini kaldırdığında
onları yüzüne sürmedikçe indirmezdi.
8. Duada, Meşru Olan Şeyler İstenmelidir
İşlenmesi ve istenmesi dinimizce günah sayılan
konularda istekte bulunulmamalıdır. Peygamberimiz (a.s.)
ﻻيََزَالُ يُسْتَجَابُ لِلْعَبْدِ مَالَمْ يَدْعُ بِإثْمٍ، أوْ قَطِيعَةِ رَحِمٍ.
“Kul, günah talep etmedikçe veya sıla-i rahmin
kopmasını istemedikçe duası icâbet görmeye (kabul edilmeye) devam eder”
buyurulmuştur.
9. Duaya
Konu Olan İşin Oluşması İçin Gereken Şartlar Yerine Getirilmelidir
Kul meşru olan her konuda, maddi
ve manevi her hususta dua edebilir. Peygamberimiz (a.s.),
لِيَسْألْ أحَدُكُمْ رَبَّهُ حَاجَتَهُ كُلَّهَا حَتَّى يَسْألَ شِسْعَ نَعْلِهِ
إذَا انْقَطَعَ.
“Sizden herkes, ihtiyaçlarının tamamını Rabbinden
istesin, hatta kopan ayakkabı bağına varıncaya kadar istesin”
buyurmuştur.
Ancak duaya konu olan dileğin gerçekleşmesinde maddi
sebepler söz konusu ise, öncelikle bunlara başvurulmalıdır. Kişi, elde etmek
istediği her ihtiyacı için gereken şartları ve sebepleri, öncelikle bizzat
çalışarak yerine getirmeli, sonra da lisanen Allah'tan kolaylık vermesini
istemelidir. Sebeplere başvurmak fiili bir duadır ve sözle yapılan duadan önce
gelir. Kişinin, gerekli olan maddi sebeplere başvurduktan sonra, onun samimi dua
ve yönelişini, Allah karşılıksız bırakmaz.
10.
Duadan Önce Tevbe Ve İstiğfar Edilmelidir.
Günah işleyen, haramlardan uzak durmayan bir kulun
duası kabul edilmeye layık değildir. Peygamberimizin şu hadisi çok dikkat
çekicidir.
الرَّجُلَ يُطِيلُ السَّفَرَ أشْعَثَ أغْبَرَ، يَمُدُّ يَدَيْهِ الى السّمَاءِ: يَا
رَبِّ، يَا رَبِّ، وَمَطْعَمُهُ حَرَامٌ، وَمَشْرَبُهُ حَرَامٌ، وَمَلْبَسُهُ
حَرَامٌ، وغَذِيَ بِالْحَرَامِ فأنّى يُسْتَجَابَ لذلِكَ
“Allah yolunda seferler yapmış, üstü başı
tozlanmış bir adam ellerini semaya kaldırarak, Ya Rabbi Ya Rabbi’ diye
yalvarıyor. Oysa yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, gıdası haramdır.
Böyle birisinin duası nasıl kabul olur?
DUADA ZAMAN VE MEKAN
Dua, her zaman ve her yerde yapılabilir. Bununla
birlikte mübarek yer ve zamanlarda yapılan duanın kabule daha yakın olduğu
hadislerde ifade edilmiştir. Arefe gün ve gecesinin, Ramazan ayının, Cuma gün ve
gecesinin, seher vaktinin kıymetli zamanlar olduğu hadis-i şeriflerde
belirtilmiştir. Peygamberimiz (a.s.)
إنَّ في اللَّيْلِ سَاعَةً َ يُوَافِقُهَا رَجُلٌ مُسْلمٌ يَسْألُ اللّهَ خَيْراً
مِنْ أمْرِ الدُّنْيَا أوِ اﻵخِرَةِ إَّﻻ أعْطَاهُ إيَّاهُ، وذلِكَ كُلَّ لَيْلَة
“Gecede bir an vardır ki, kişi ona rastlar da
dünya ve ahiret için bir şey dilerse şüphesiz Allah dileğini yerine getirir. Bu
an her gecede vardır”
buyurmuştur.
Kabe’de, Arafat’ta, Müzdelife’de, Mina’da ve Mescid-i
Nebi’de yapılan duaların da başka yerlerde yapılan dualardan daha kıymetli
olduğu hadislerde vurgulanmıştır.
Secde hali de duanın daha makbul olduğu anlardandır.
Bir hadis-i şerifte:
وَهُوَ سَاجِدٌ، فأكْثِرُوا الدُّعَاءَ
أقْرَبُ مَا يَكُونُ الْعَبْدُ مِنْ رَبِّهِ
“Kulun
Rabbine en yakın olduğu an, secdede bulunduğu andır. O halde secde halinde bolca
dua ediniz”
buyurulmuştur.
SADECE ALLAH’A DUA
Kur’an’da duanın sadece Allah’a yöneltilmesi önemle
vurgulanmıştır. Allah’tan başkasına, putlara veya kendilerine mutlak nitelikler
izafe edilen başka yaratıklara dua ve ibadet edilmesi Kur’an’da kesinlikle
yasaklanmıştır. Konuyla ilgili ayetlerin bazısı şöyledir,
لَهُ دَعْوَةُ الْحَقِّ وَالَّذينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِه لَا يَسْتَجيبُونَ لَهُمْ
بِشَىْءٍ اِلَّا كَبَاسِطِ كَفَّيْهِ اِلَى الْمَاءِ لِيَبْلُغَ فَاهُ وَمَا هُوَ
بِبَالِغِه وَمَا دُعَاءُ الْكَافِرينَ اِلَّا فى ضَلَالٍ
“Gerçek dua ancak O’nadır. Ondan başka yalvardıkları
ise onların isteklerine ancak, ağzına ulaşmayacağı halde, ulaşsın diye
avuçlarını suya uzatan kimsenin isteğine suyun cevap verdiği kadar cevap
verirler. Kafirlerin duası daima boşa çıkar.”
(Râd, 13/14).
.
فَلَا تَدْعُ مَعَ اللّهِ اِلهًا اخَرَ فَتَكُونَ مِنَ الْمُعَذَّبينَ
“Öyle ise sakın Allah ile beraber başka bir ilaha
yalvarma, sonra azaba uğrayanlardan olursun”
(Bk. Şuarâ, 26/213;Kasas, 28/88).
DUA-KADER
İLİŞKİSİ
Duanın sonuç doğuracak bir sebep olarak görülmesi
konunun kaderle ilişkisini akla getirmektedir. Tabiat olayları, sünnetullah
denilen ilâhî irade kanunlarına uygun olarak meydana gelmektedir. Başka bir
deyişle doğada ortaya çıkan her olayın mutlaka bir sebebi vardır. İnsanın
fiilleri de aynı şekilde bir sebep-sonuç ilişkisi içinde cereyan etmektedir.
Ancak, sebebi ve o sebebe bağlı olarak ortaya çıkan sonucu yaratan Allah’tır. Bu
konuda herhangi bir problem yoktur.
Bu duruma göre dua bir bakıma sonuç elde etmek için
normal bir sebep mi sayılmalıdır, yoksa dua Allah’ın belirlediği kader dışında
bir sonuç olmaya mı yöneliktir?
Burada şunları söyleyebiliriz: Dua takdirin bir
parçasıdır. Ezelde duaya bağlı olarak takdir edilmiş şeyler yine dua ile meydana
gelecektir. Kulun iradesi, kendi kaderini ortaya koyma bakımından
belirleyicidir. Allah, ezeli ilmiyle kulun yapacağı duayı bildiği için kaderini
ona göre şekillendirmektedir. Dolayısıyla dua, diğer sebepler gibi bir sebeptir.
Diğer bir ifadeyle dua sonucunda bir değişikliğin olmasını Allah dilemişse bu
değişiklik, tabii sebep-sonuç ilişkisi içinde ortaya çıkmaktadır. Dua, kulluğun
gereğidir. Yoksa dua, Allah’ın meydana geleceğini ezelde takdir ettiği şeyin
gerçekleşmesini önlemesi, takdir etmediği şeyin meydana gelmesini sağlaması için
yapılan bir amel değildir.
Ayrıca duadan maksat, Allah’ın bilmediği şeyi ona
hatırlatma anlamını asla taşımaz. Dua, kişinin kulluğunu göstermesi, aczini ve
ihtiyacını Allah’a arz etmesi demektir. Bundan dolayıdır ki, dua büyük bir
kulluk makamıdır.
ÖLÜLER İÇİN DUA
Ölü için yapılan dua ve istiğfarın ona bir yararı var
mıdır? Kişi, yapmış olduğu herhangi bir amelin sevabını ölüye bağışlayabilir mi?
Şimdi bu konu üzerinde biraz durmak istiyorum.
İslam bilginlerinin büyük çoğunluğu, ölüler için
yapılan duanın önemli olduğu, bağışlanan sevabın onlara yarar sağlayabileceği
konusunda görüş birliği içindedirler. Ayet, hadis ışığında sahabeden itibaren
Müslümanların konuyla ilgili uygulamaları, ölüler için dua, istiğfar ve bağışta
bulunabileceğini açıkça göstermektedir. Akıl da bunu kabul etmektedir.Bir ayette
şöyle buyurulmaktadır:
وَالَّذِينَ جَاؤُوا مِن بَعْدِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا اغْفِرْ
لَنَاوَلِإِخْوَانِنَا الَّذِينَ سَبَقُونَا بِالْإِيمَانِ وَلَا تَجْعَلْ فِي
قُلُوبِنَا غِلّاً لِّلَّذِينَ آمَنُوا رَبَّنَا إِنَّكَ رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ
“Onlardan
sonra gelenler ise şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş
olan kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin
tutturma! Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen çok esirgeyicisin, çok merhametlisin”
(Haşr Sûresi, 59/10).
Bu ayette Allah, kendilerinden önce gelip geçmiş,
müminlerin bağışlanmasını isteyenleri (Ensar ve Muhaciri) övmektedir. Ölülerin
bağışlanmasını dilemek yararsız bir iş olsaydı, Allah onları övmezdi.
Hz.Peygamber ölü için cenaze namazı kılmış ve
Müslümanlara da kılmalarını emretmiştir. Dinimizde farz-ı kifâye olarak yerini
alan cenaze namazı, esas itibariyle ölü için yapılan dua ve istiğfardan
ibarettir. Müslümanların ölen hakkındaki dua ve şahadetinin Allah katında değeri
olduğu ve ölünün bağışlanmasına vesile olabileceği unutulmamalıdır.
Hz.Peygamber, cenaze defnettikten sonra kabri başında
durur, kabir sualinin kolay geçmesi hususunda dua ederdi.
Bu ayet ve hadisler, ölüler için yapılan dua ve
istiğfarın önemini ortaya koymaktadır.
Amellerin sevabının ölülere bağışlanmasına gelince,
bu konuda da çok sayıda rivayet mevcuttur:
Sahabeden Sa’d b. Ubade Hz.Peygamber’e gelerek,
فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ أُمِّى تُوُفِّيَتْ وَأَنَا غَائِبٌ عَنْهَا،
فَهَلْ يَنْفَعُهَا شَىْءٌ إِنْ تَصَدَّقْتُ بِهِ عَنْهَا قَالَ « نَعَمْ »
“Annem vefat ettiğinde yanında değildim. (Onun için
sadaka vermeyi düşünüyorum.) Annem adına sadaka verirsem, bunun sevabından
yararlanabilir mi? dedi. Hz.Peygamber de, “Evet yararlanabilir” buyurdu.
Bunun üzerine Sa’d b. Ubade:
قَالَ فَإِنِّى أُشْهِدُكَ أَنَّ حَائِطِى الْمِخْرَافَ صَدَقَةٌ عَلَيْهَا
“O
halde şahit ol (Ey Allah’ın Resulü) Mihraf isimli bahçem annem adına sadakadır”
dedi.
Ölüye sevap bağışlama olayı, özünde bir dua
işlemidir. Bağışta bulunan kişi, bununla, ölüsünün Allah katındaki derecesinin
yükselmesini, günahlarının affedilmesini talep etmektedir. Yoksa ölünün
yapmadığı amellerini onun adına yaparak kendini sorumluluktan kurtarmak
değildir. Sevap bağışlama ile ölünün hayatta iken yerine getiremediği amelleri
onun adına yerine getirmek farklı şeylerdir. Hemen belirtmek isterim ki, ölü
olsun diri olsun bir kişinin yükümlü olduğu ameller bir başkası tarafından
yerine getirilemez. Örneğin, kişinin kılmadığı namazları bir başkası
kılamayacağı gibi tutmadığı oruçları da tutamaz. Ancak kişi, farz olsun nafile
olsun, kendisi için yaptığı bir amelin, sevabını diri ya da ölü bir kişiye
bağışlar, o da bundan yarar görebilir. Tabii Allah dilerse…
SONUÇ
Dua, biri fiil ve hal ile diğeri söz ve kalp ile
yapılmak üzere iki kısma ayrılır. Fiil ve hal ile yapılan dua,
kişinin ulaşmasını arzu ettiği şeyin oluşmasını gerekli kılan sebeplere
başvurmasıdır. Çiftçinin tarlasını sürüp tohumunu ekmesi, bakımını yapıp onu
sulaması fiille yapılan bir duadır. Ürünün elde edilmesi için gerekli olan bu
sebeplere başvuran çiftçi, “Allah’ım! Üzerime düşen gerekli sebeplere başvurdum.
Senden rızık istiyorum” diye dua etmektedir. Fiil ile yapılan dualar, ikram ve
ihsanı bol anlamındaki Cenab-ı Hakkın “Cevad” ismine ve unvanına yönelik
olduğundan, genellikle reddedilmezler. Lisan ve kalp ile yapılan dua,
kişinin, elinin erişemediği taleplerini Allah’tan istemesi demektir. Dua
denilince, genelde akla gelen bu tür duadır.
Özlü bir duâ, sadece dil ve dudaklarla yapılmaktan
ibaret olmayıp kalp ve rûhun da duâya iştirak etmesi gerekir. El kaldırıp
Allah’a duâ ederken, vicdanlarda bir titreme meydana gelmeli, gönül bir vecd ve
istiğrakla kaplanmalı, rûh harekete gelmelidir. Yalvarırken, insanı korku ve
haşyet havası bürümeli, tazarru ve tezelzül kendisini hissettirmelidir.
Dua gönülden, gizlice ve alçak sesle, günahlara
pişmanlık duyularak, kıbleye yönelerek ve Allah’ın adıyla başlanarak yapılmalı,
dua esnasında dini şuur yoğunlaştırılmalı, kabulü için acele edilmemelidir.
Duanın kabul edileceğine inanılarak ısrarla duaya devam edilmelidir. Ayrıca
isteğini Allah’a arz etmeden önce Allah’a hamd-ü senâ Peygamberine de salât-ü
selâm getirmelidir.
Dua sınırlı, sonlu ve âciz olan varlığın sınırsız ve
sonsuz kudret sahibi ile kurduğu bir köprüdür. Dua, mânevî dertlerin devası,
gönüllerin sefasıdır.
Tirmizî, Da'avât 133 , No: 3604. V,582.
Buhârî, Ezân 89. I,181; Müslim, Salât 40. I,346-347; İbn Mâce, Dua, 3.
II,1262.
Hindî, Ali el-Müttakî b. Hüsameddîn,
Kenzü’l-Ummal fî
Süneni’l-Akvâl ve’l-Efâl,
No:3139. II,65. Halep,
tarihsiz.
|