|
ŞAHİTLİK ve ÖNEMİ
Bir olaya
tanık olan ve onu ilgili yerlerde anlatan kişiye şahit denir. İslâm’da
şahitliğe büyük önem verilmiştir. Çünkü davaların ispatında en önemli
delillerden birini şahitler oluşturmaktadır. Şahitlik dinî bir görevdir.
Adaletin gerçekleşmesi ve hakkın ortaya çıkması büyük ölçüde şahitlerin bu
görevi yerine getirmelerine bağlıdır. Konuyla ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de
şöyle
buyurulmaktadır:
آثِمٌ قَلْبُهُ وَاللّهُ
بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيم
ٌ
وَلاَ تَكْتُمُواْ
الشَّهَادَةَ وَمَن يَكْتُمْهَا فَإِنَّهُ
“…Bir de
şahitliği gizlemeyin. Kim şahitliği gizlerse şüphesiz onun kalbi günahkârdır.
Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilendir”
(Bakara,2/283).
Hz. Peygamber de kendisine dava geldiği zaman
taraflardan önce şahit getirmelerini talep etmiştir.
Adaletin
sağlanması ve hukukun korunması konusunda böylesine önem taşıyan şahitlik
görevini yerine getirecek kimselerin elbette uyması gereken bir takım esaslar ve
taşımaları gereken bir takım nitelikler olmalıdır. Bunun içindir ki İslâm
hukukçuları tarafından tespit edilen şahitlerde bulunması gereken bu şartları
"şahidin adil davranması gerektiği" prensibi ile özetlemek mümkündür.
Ayrıca,
şahitlerin dürüst, güvenilir ve şahsiyetli kişiler olup olmadıklarının tespiti
yapılır ki, buna "şahitlerin tezkiye edilmeleri" denir.
Bu işlemi, "güvenilirlik soruşturması" olarak adlandırmamız da mümkündür.
Adalet,
doğruluk, dürüstlük ve güvenilirlik, herkeste aranan bir özellik ise de,
adaletin tecellisi ile doğrudan ilgilisi bulunduğu için özellikle şahitlerin bu
nitelikleri taşıması gerekir.
Kur’an-ı Kerim’de cennetliklerin nitelikleri sayılırken bunlar arasında yalancı
şahitlik yapmadıkları ifadesi de yer alır. İlgili ayette şöyle buyurulur:
وَالَّذِينَ لَا يَشْهَدُونَ
الزُّورَ وَإِذَا مَرُّوا بِاللَّغْوِ مَرُّوا كِرَاما
“Onlar, yalana şahitlik etmeyen, faydasız boş bir
şeyle karşılaştıkları zaman vakar ve hoşgörü ile geçip gidenlerdir”
(Furkân,25/72).
Diğer bir ayet-i kerimede ise Yüce Allah şahitliğin
dosdoğru yapılmasını emretmektedir:
َأَقِيمُوا
الشَّهَادَةَ لِلَّه “Şahitliği Allah
için dosdoğru yapın…”
(Talak, 65/ 2).
Yalancı Şahitlik Haramdır
Yalan,
insanların aralarının açılıp birbirlerine düşmanlık beslemelerine, toplumdaki
denge ve ahengin ortadan kalkmasına ve böylece sosyal barışın bozulmasına sebep
olduğu için, hemen hemen bütün toplumlarda çok çirkin bir fiil olarak kabul
edilmiştir. Yüce Dinimiz İslâm, yalan söylemeyi ve yalancı şahitlikte bulunmayı
haram kılmış, dünyada da âhirette de huzur, mutluluk ve kurtuluşun doğrulukta
olduğunu bildirmiştir.Konuyla ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de şöyle
buyurulmaktadır:
فَاجْتَنِبُوا الرِّجْسَ مِنَ الْأَوْثَانِ وَاجْتَنِبُوا قَوْلَ الزُّورِ
“…Artık putlara tapma pisliğinden kaçının, yalan
sözden (ve yalan yere şahitlik yapmaktan) kaçının”
(Hac,22/30).
Bu ayet-i
kerimede yalan ve yalancı şahitlikten kaçınma gereği ile, inanç ve bir davranış
olarak murdarlık ve pislik anlamını taşıyan putlara saygı göstermekten kaçınma
emrinin birlikte zikredilmiş olması oldukça düşündürücüdür. Konuyla ilgili diğer
bir ayet-i kerimede ise şöyle buyurulur:
يَا
أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَقُولُوا قَوْلاً سَدِيداً يُصْلِح
لَكُمْ أَعْمَالَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَمَن يُطِعْ اللَّهَ
وَرَسُولَه
فَقَدْ فَازَ فَوْزاً عَظِيماً
“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve
doğru söz söyleyin ki Allah sizin işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı
bağışlasın. Kim Allah ve Resulüne itaat ederse, muhakkak büyük bir başarıya
ulaşmıştır” (Ahzâb, 33/70-71).
Doğruluk, insana kalp huzuru verirken, yalan ve
yalancı şahitliği, fıtratı bozulmamış bir insanı sürekli olarak ıstırap
içerisinde bırakır. Nitekim Hz. Peygamber (a.s.)
فَإِنَّ الصِّدْقَ
طُمَأْنِينَةٌ وَإِنَّ الْكَذِبَ رِيبَةٌ
“Kalp, doğruluktan
huzur, yalandan ızdırap duyar”
şeklindeki sözleriyle gerçek bir müminin yalandan rahatsızlık duyacağını
belirtmiştir. Yalan söyleyen kimse bu yalanının er geç meydana çıkacağını
hatırından çıkarmamalıdır. Atalarımız, “Yalancının mumu yatsıya kadar yanar”
derken bu gerçeği dile getirmişlerdir. Çünkü yalan, sahibini toplum içerisinde
utandırır, rezil ve rüsvay eder. Kişinin yalancı olduğu anlaşılırsa, artık
söylediği doğru sözlere de kimse inanmaz.
Yalancı Şahitliğin Uhrevi Cezası
"Yalancı şahitlik"; bir kimsenin
hakkında bilgi sahibi olmadığı, görmediği, duymadığı bir konuda bildiğini,
gördüğünü ve duyduğunu söylemesidir. Böyle bir şahitlik, insanların zarar
görmesine ve pek çok hakkın zayi olmasına sebebiyet vereceğinden dinimizce haram
kılınmış ve büyük günahlardan sayılmıştır.
Yalanın ve yalancı şahitliğin ahiretteki cezası
oldukça ağırdır. Dolayısıyla bu kimselerin dünyada iken huzurlu ve mutlu bir
hayat sürmeleri mümkün olmadığı gibi, duyduğu nedamet neticesinde tevbe edip
hakkı geçenlerden helallik dilemeden öldükleri takdirde öbür alemde de
kendilerini can yakıcı bir azap beklemektedir. Konuyla ilgili olarak Hz.
Peygamber’in şu sözleri oldukça önemlidir:
« أَلاَ أُنَبِّئُكُمْ
بِأَكْبَرِ الْكَبَائِرِ » . ثَلاَثًا . قَالُوا بَلَى يَا رَسُولَ اللَّهِ . قَالَ
« الإِشْرَاكُ بِاللَّهِ ، وَعُقُوقُ الْوَالِدَيْنِ » . وَجَلَسَ وَكَانَ
مُتَّكِئًا فَقَالَ « أَلاَ وَقَوْلُ الزُّورِ »
Ebû Bekre
(r.a)’ın anlatıyor. Hz. Peygamber (a.s);
- "Büyük
günahların en büyüğünü size haber vereyim mi? dedi. Biz de,
-
"Evet ey Allah’ın Resûlü!" dedik. Bunun üzerine Hz. Peygamber (a.s.),
-
"Allah’a şirk koşmak ve ana-babaya itaatsizlik etmek" buyurduktan sonra,
yaslandığı yerden doğrulup oturdu ve
-"Dikkat edin, bir de yalan söylemek ve yalancı
şahitlik yapmak (da en büyük günahlardandır)" buyurdu.
Bu son cümleyi o kadar çok tekrarladı ki, biz daha
fazla üzülmesini arzu etmediğimiz için “keşke sussa” diye temennide bulunduk.
Dikkat edilecek olursa Hz. Peygamber, en büyük günah ya da büyük günahların en
büyüğü olarak, Allah’a şirk koşmayı ve ana babaya itaatsizlik etmeyi zikrediyor,
hemen akabinde de söyleyeceği sözün öneminin layıkı veçhile kavranması için
yaslandığı yerden doğrularak, “dikkat edin” vurgusuyla “Bir de yalan söylemek ve
yalancı şahitlik yapmaktır” buyuruyor.
Hz. Peygamber’in sergilediği
tavır ve kullandığı üslûp göstermektedir ki, yalan söylemek ve yalancı
şahitlikte bulunmak, günahın büyüklüğü bakımından Allah’a ortak koşmak ve
ebeveyne itaatsizlikten hemen sonra gelmektedir.
Doğruluğun müminin hayatında ne denli önemli olduğunu göstermesi bakımından Hz.
Peygamber’in (a.s.), şu sözlerine de kulak verelim:
-« إِنَّ
الصِّدْقَ يَهْدِى إِلَى الْبِرِّ ، وَإِنَّ الْبِرَّ يَهْدِى إِلَى الْجَنَّةِ ،
وَإِنَّ الرَّجُلَ لَيَصْدُقُ حَتَّى يَكُونَ صِدِّيقًا ، وَإِنَّ الْكَذِبَ
يَهْدِى إِلَى الْفُجُورِ ، وَإِنَّ الْفُجُورَ يَهْدِى إِلَى النَّارِ ، وَإِنَّ
الرَّجُلَ لَيَكْذِبُ ، حَتَّى يُكْتَبَ عِنْدَ اللَّهِ كَذَّابًا »
“
(Doğruluktan ayrılmayın). Şüphesiz ki sözde ve işte doğruluk, hayra ve üstün
iyiliğe yöneltir. İyilik de cennete götürür. Kişi doğru söyleye söyleye Allah
katında sıddîk (doğrucu) diye kaydedilir. (Yalandan kaçının). Şüphesiz ki
yalancılık, kötülüğe sürükleyip (kişiyi) yoldan çıkarır. Kötülük de cehenneme
götürür. Kişi, yalan söylemeyi meslek edinince Allah katında çok yalancı
(kezzâb) diye yazılır”.
Hz. Peygamber (a.s),
من شهد على مسلم شهادة ليس لها
بأهل فليتبوأ مقعده من النار
“Kim şahitlik edecek durumda
olmadığı halde bir müslümanın aleyhine şahitlik ederse cehennemdeki yerine
hazırlansın”
buyurarak şahitlik edecek kimselerin bu konuda oldukça titiz ve dikkatli
davranmaları gerektiğine işaret etmiştir.
Yalancı şâhitlik yapan kimse, en
büyük kötülüğü, başkasının dünyası için kendi âhiretini satarak cehennemi tercih
etmek suretiyle kendisine yapmış olmaktadır. Bunun yanı sıra, hem haksız iken
haklı çıkarmak için lehinde şâhitlik yaptığı kimseye, hem de aleyhine yalancı
şâhitlikte bulunarak mağdur ettiği masuma kötülükte bulunmuş olmaktadır. O, bu
davranışıyla birinin hakkını ötekine çiğnetmiş, hakkının zâyi olmasına yol
açmış, onu herkesin nazarında haklı iken haksız konumuna düşürmüş ve ayrıca
mahkemeyi de yanıltmıştır.
Yalancı Şahitliğin Vebali
Yalancı şâhitliğin keffareti
yoktur. Tövbe etmekle de bunun manevi sorumluluğundan kurtulmak mümkün değildir.
Çünkü bu, bir kul hakkıdır. Kul hakkı ihlâlinde bulunan kişi de, öncelikle
mağdûrun zararını telâfî eder, kendisinden helâllik dileyip gönlünü alır ve bir
daha yapmamak üzere tövbe edip Allah’tan af diledikten sonra O’nun affını ümit
edebilir.
Mümin, her zaman ve her yerde
gerçeği söyleyen ve kendi aleyhine de olsa hak, adalet ve doğruluktan ayrılmayan
insandır.
Hakimin kararında şahitlerin vereceği
ifadelerin önemi büyüktür. Zira hakim, delil ve şahitlerin verdiği bilgileri
esas alır ve topladığı bilgi ve belgelere göre hüküm verir. Şahitler, hakimi
yalan ve yanlış bilgi ile yanıltırlarsa vebali hakime değil, lehine hüküm
verilenle yalancı şahitlere ait olur. Bu durum bir hadis-i şerifte şöyle ifade
olunmuştur:
إِنَّمَا أَنَا بشَرٌ ،
وَإِنَّكُمْ تَخْتَصِمُونَ إِلَيَّ ، وَلَعَلَّ بَعْضَكُمْ أَنْ يَكُونَ أَلْحنَ
بحُجَّتِهِ مِنْ بَعْض ، فأَقْضِي لَهُ بِنحْو ما أَسْمَعُ فَمَنْ قَضَيْتُ لَهُ
بحَقِّ أَخِيهِ فَإِنَّمَا أَقْطَعُ لَهُ قِطْعَةً مِنَ النَّارِ
“ Ben
sadece bir beşerim. Sizler bana yargılanmak üzere geliyorsunuz. Belki sizden
biriniz, delilini getirmekte diğerinden daha becerikli ve üstün anlatımlı
olabilir. Ben de dinlediğime göre o kimsenin lehinde hüküm veririm. Kimin lehine
kardeşinin hakkını alıp hüküm vermişsem, ona cehennemden bir parça ayırmış
olurum”
Şahitliğin Önemi
Kur’an-ı Kerim’de adaletle şahitlik
edilmesini ve bir kimsenin şahit olarak gösterildiğinde şahitlikten kaçınmayarak
gördüklerini ve bildiklerini anlatması gerektiğini ifade eden ayetler vardır.
Konuyla ilgili ayetlerden bazıları şunlardır:
ِ…
وَاسْتَشْهِدُواْ شَهِيدَيْنِ من رِّجَالِكُمْ فَإِن لَّمْ يَكُونَا رَجُلَيْنِ
فَرَجُلٌ وَامْرَأَتَانِ مِمَّن
تَرْضَوْنَ مِنَ الشُّهَدَاء أَن
تَضِلَّ إْحْدَاهُمَا فَتُذَكِّرَ إِحْدَاهُمَا الأُخْرَى وَلاَ يَأْبَ الشُّهَدَاء
إِذَا مَا دُعُواْ …
وَأَشْهِدُوْاْ إِذَا تَبَايَعْتُمْ وَلاَ يُضَآرَّ كَاتِبٌ وَلاَ شَهِيدٌ أ وَإِن
تَفْعَلُواْ فَإِنَّهُ فُسُوقٌ بِكُمْ وَاتَّقُواْ اللّهَ وَيُعَلِّمُكُمُ اللّهُ
وَاللّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
“(Yaptığınız
işlemlere) şahitliklerine güvendiğiniz iki erkeği; eğer iki erkek olmazsa, bir
erkek ve iki kadını şahit tutun.
Bu, onlardan biri unutacak
olursa, diğerinin ona hatırlatması içindir. Şahitler çağırıldıkları zaman
(gelmekten) kaçınmasınlar…
Alış-veriş yaptığınız zaman da
şahit tutun.
Yazana da, şahide de bir zarar
verilmesin.
Eğer aksini yaparsanız, bu sizin
için günahkârca bir davranış olur.
Allah’a karşı gelmekten sakının.
Allah size öğretiyor. Allah her şeyi hakkıyla bilendir
(Bakara,2/282).
Bu âyette, borç ve alış veriş işlemlerinde
anlaşmazlık çıkmasını önleyecek, tarafların haksızlığa uğramamasını sağlayacak
belgelendirme, şahit tutma ve rehin gibi önlemlerin alınması istenmektedir. Bu
uygulamaların ne şekilde gerçekleştirileceği konusunda ayrıntılara kadar inilmiş
olması konuya verilen önemi göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Ancak
prensip, işlemin sağlama alınması olmakla beraber karşılıklı güven duygusunun da
önemli bir unsur olduğu ve bunun kötüye kullanılmaması gerektiği
vurgulanmaktadır.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ
كُونُواْ قَوَّامِينَ بِالْقِسْطِ شُهَدَاء لِلّهِ وَلَوْ عَلَى أَنفُسِكُمْ أَوِ
الْوَالِدَيْنِ وَالأَقْرَبِينَ إِن يَكُنْ غَنِيّاً أَوْ فَقَيراً فَاللّهُ
أَوْلَى بِهِمَا فَلاَ تَتَّبِعُواْ الْهَوَى أَن تَعْدِلُواْ وَإِن تَلْوُواْ أَوْ
تُعْرِضُواْ فَإِنَّ اللّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيراً
“Ey
iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa Allah
için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik
ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah
ikisine de daha yakındır. (Onları sizden çok kayırır.) Öyle ise adaleti yerine
getirmede nefsinize uymayın. Eğer (şahitlik ederken gerçeği) çarpıtırsanız veya
(şahitlikten) çekinirseniz (bilin ki) şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla
haberdardır" (Nisâ,4/135).
Ayrıca Resul-i
Ekrem (a.s.)'in, bir sahabe'ye hitaben, إِذَا
عَلِمْتَ ِمثْلَ الشَّمْسِ فَاشْهَدْ وَ إِلَّا فَدَعْ
"Eğer güneşi
gördüğün gibi gördüysen şahitlik et!.. Aksi takdirde yapma"
emrini verdiği de malumdur.
Şimdi
kendi kendimize soralım. Sevdiğimiz, ancak doğru yoldan sapmış bir kişi hakkında
karar verirken tarafsız, dürüst ve hakkaniyetli olabiliyor muyuz? Mümin,
verilecek karar kendi yakınları ile ilgili olsa dahi, adaletle hükmetmek yada
adaletin tecellisi için şahitliği adaletle yapmakla sorumludur. Adaletten söz
açıldığı zaman belki adaletli davranmanın çok kolay olduğunu, tüm kararlarımızda
her zaman adil davrandığımızı içimizden geçirmiş olabiliriz. Ancak sevdiğimiz,
fakat doğru yoldan sapmış bir kişi hakkında karar verirken de tarafsız, dürüst
ve hakkaniyetli olabilir muyuz?
Böyle bir soru
karşısında çoğu insan duraklar. Gerçekten de böyle bir durumda adil olmak pek
çok kişiye zor gelebilir. Sevdiği bir kişiye, başkalarından daha toleranslı
davranabilir, bir an olsun bazı gerçekleri görmezden gelebilir. Gerçek şu ki,
önemli olan insanın her şart ve durumda adaletten hiçbir şekilde ödün vermemesi
ve Cenabı Hakk’ın,
" Ey iman
edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa Allah için
şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik
ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın)...."
(Nisâ,4/135)
emrine titizlikle uymasıdır. Esasen insanlarda güven duygusu oluşturacak olan da
karşıdaki kimsenin her şart altında doğrudan yana tavır alacağını bilmektir.
Şahitlikte bulunurken bu ilahi buyruğa kulak vermeyip de kendi dostlarını, hısım
ve akrabalarını arada kan veya dostluk bağı bulunduğu için koruyup-gözetenler,
bu davranışlarıyla hem toplumun kendilerine olan güvenlerini sarsarlar, hem de
toplumsal huzursuzluğa yol açarlar.
Kuran'ın
Kerim’in hükümlerine göre hareket eden bir mümin, Allah'ın,
وَإِذَا قُلْتُمْ فَاعْدِلُواْ
وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَى وَبِعَهْدِ اللّهِ أَوْفُواْ ذَلِكُمْ وَصَّاكُم بِهِ
لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
"(Birisi
hakkında) konuştuğunuz zaman yakınınız dahi olsa adil olun. Allah'a verdiğiniz
sözü tutun. İşte bunları Allah size öğüt alasınız diye emretti" (En’am,6,
152) buyruğuna uyar. Kuşkusuz, böyle bir
davranış onun Allah'a olan güçlü imanının ve güzel ahlakının bir göstergesidir.
İyiliğin,
huzur ve mutluluğun temelinin doğruluk olduğu; doğruluğun olmadığı yerde huzûr,
sükun ve mutluluktan eser kalmayacağı, dolayısıyla hiçbir ilerleme de
sağlanamayacağı gerçeğini hatırımızdan hiç çıkarmayalım. Ayrıca, bilmemiz
gerekir ki, fert, aile ve toplum hayatının nizam ve intizamı da, doğrulukla
mümkündür. Bir aile içinde doğruluk olmazsa, o ailenin bireyleri arasında sevgi,
saygı, ülfet, muhabbet, huzur ve güvenin varlığından söz edilmesi mümkün
değildir.
Aleyhimize bile olsa nefsimizi doğru söylemeye, şahitliği dosdoğru yapmaya
alıştırmalı, çocuklarımıza her zaman ve her yerde gerçeği söylemenin büyük bir
erdem olduğu öğretmeliyiz. Böylece kazanacakları şeref ve meziyeti örneklerle
anlatarak, yalan söylemenin ve yalancı şahitliği yapmanın çok kötü bir huy
olduğunu, onların körpe dimağlarına nakşetmeliyiz. Sağlıklı bir toplum inşa
edebilmemiz de büyük ölçüde bu değerlere sahip çıkmamıza bağlıdır.
Kızgınlık Adil Şahitliğe Mani Olmamalıdır
Kuşkusuz, bir
kimsenin sağduyulu düşünüp adil karar vermesine ve akılcı davranmasına engel
olabilecek etkenlerden biri de karşısındaki kişiye ya da topluluğa olan
kızgınlığı ve kinidir. Ahlaki olgunluğa erişmemiş her birey, böyle bir bakış
açısına sahip olabileceğinden farkına varmadan bu hatayı işleyebilir. Bu durum
kültürel seviyesi düşük her toplumda oldukça yaygın olan bir husustur. Bu
nedenledir ki, bazı kişiler, düşmanca duygular besledikleri kimselere karşı her
türlü haksızlığı, adaletsizliği ve ahlaksızlığı kolaylıkla sergilemekte,
işlemediği suçları o kişinin üzerine atmakta, masum olduğunu bile bile bu kişi
aleyhinde şahitlik yapmakta beis görmezler. Öyle ki, İnsanlar onların bu
düşmanca tutum ve davranışlarından dolayı suçsuz yere çok büyük mağduriyetler
yaşayabilirler. Bazı kimseler de doğruyu bildikleri halde kendilerine düşman
gördükleri kimselerin lehinde şahitlik yapmazlar, ellerinde bu kişilerin
suçsuzluğunu kanıtlayacak deliller olsa bile ortaya çıkarmazlar. Hatta bu
kimselerin başlarına bir takım bela ve musibetlerin gelmesi, haksızlıklarla
karşılaşmaları ya da zulüm görmeleri, söz konusu kişilerde büyük bir sevinç
uyandırır. En büyük tedirginlikleri ise adaletin tecelli ederek bu kimselerin
suçsuzluğunun ortaya çıkmasıdır. Bir ayet-i kerimede insanların bu zaafına
dikkat çekilerek bu konuda oldukça duyarlı olmaları gerektiği belirtilmektedir:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ
آمَنُواْ كُونُواْ قَوَّامِينَ لِلّهِ شُهَدَاء بِالْقِسْطِ وَلاَ يَجْرِمَنَّكُمْ
شَنَآنُ قَوْمٍ عَلَى أَلاَّ تَعْدِلُواْ اعْدِلُواْ هُوَ أَقْرَب
لِلتَّقْوَى وَاتَّقُواْ اللّهَ إِنَّ
اللّهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ
“Ey iman edenler!
Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler
olun. Bir topluma olan kininiz sizi adaletsizliğe itmesin. Adil olun. Bu,
Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten
sakının. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır”
(Mâide,5/8).
Bilmemiz
gereken diğer bir husus da, şahitliği doğru yapmayarak, şahitlik ettiği kimseye
iftirada bulunan kimsenin yaptığı bu çirkin davranışın Cenabı Hakk’ın gazabını
çekeceği ve buna bağlı olarak da o kimsenin dünyada büyük sıkıntılara ve
âhirette de can yakıcı bir azaba düçar olacağı gerçeğidir.
Yalancı
Şahitlik Bir İftiradır
İslam’da bizatihi
iftiranın kendisi haram kılındığı gibi, atılan bir iftiranın doğru olduğu
yönünde gerek muhakeme gerekse yapılan bir soruşturma esnasında tanıklık yapmak
da haramdır. Müslümanın bu tür davranışlardan şiddetle kaçınması gerekir.
Ayrıca,
dinimizde asılsız olması muhtemel haberlere doğruymuş gibi ilgi göstermek ve
bunlara gerekli araştırmayı yapmadan inanmak da yasaklanmıştır.
Çünkü insan,
وَلاَ تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ
عِلْمٌ
إِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤَادَ
كُلُّ أُولـئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْؤُولاً
“Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve
kalp, bunların hepsi ondan sorumludur” (İsra,
17/36) ayet-i kerimesinde de ifade edildiği
gibi gözünün, kulağının ve kalbinin her türlü tasarrufundan sorumlu
tutulacaktır. Nitekim Hz. Peygamber de,
كفي بالمَرءِ كَذِباً
أنْ يُحَدِّثَ بِكُلِّ ما سمع
"Her duyduğunu
nakletmesi kişiye yalan olarak yeter "
buyurarak müslümanların bu hususta
oldukça duyarlı olmalarını, aksi takdirde sorumlu duruma düşeceklerini dile
getirmiştir.
Kur’an-ı
Kerim’de Hz. Aişe’ye yapılan iftira karşısında müslümanların gösterdikleri
tutum değerlendirilirken,
لَوْلَا إِذْ سَمِعْتُمُوهُ ظَنَّ
الْمُؤْمِنُونَ
وَالْمُؤْمِنَاتُ بِأَنفُسِهِمْ
خَيْراً وَقَالُوا هَذَا إِفْكٌ مُّبِينٌ…
إِنَّ الَّذِينَ
يُحِبُّونَ أَن تَشِيعَ الْفَاحِشَةُ فِي
الَّذِينَ آمَنُوا لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ
وَاللَّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
Kuşkusuz, yalan ve iftiranın çoğaldığı
toplumlarda huzur ve mutluluktan eser olmaz. Bu tür hastalıkların yaygın olduğu
toplumlarda insanların birbirlerine güvenmeleri oldukça zordur. Çünkü herkes her
an bir başkasından kendisine kötülük gelebileceği korku ve endişesiyle yaşar.
Birbirlerine karşı güvenlerini kaybetmelerinin sonucunda ise yardımlaşma,
dayanışma, şefkat, merhamet, hoşgörü ve kardeşlik gibi insani duygu ve
özellikler zamanla yitirilerek birbirlerinden nefret eder hale gelirler. Halbuki
iman eden bir kişinin herhangi bir kişi yada topluluğa karşı hissettiği duygular
ne olursa olsun onun aldığı kararlarda kesinlikle etki etmez. Hakkında karar
vereceği veya tanıklıkta bulunacağı kişi kötü ahlaklı da olsa, kendisine karşı
düşmanca bir tutum ve davranış içerisine de girse, onun hakkındaki bütün bu
duygu ve düşüncelerini bir kenara bırakıp, adaletle davranır, adaletle karar
verir, adalete şahitlik eder. O kimseye karşı hissettikleri aklının ve
vicdanının önüne geçemez. Çünkü vicdanı ona her zaman ve her yerde Allah'ın emir
ve tavsiyelerine uymayı, yasaklarından kaçınmayı ve Kur’an ahlakı ile
ahlaklanmayı söylemektedir. Bu, Allah'ın iman edenlere Kuran'da bildirdiği bir
emridir. Ayet-i kerimede de ifade edildiği üzere takvaya en yakın adil bir tavır
sergilemektir. Mümin, ancak adaletle davrandığı zaman Allah katında bir
hoşnutluk kazanacağını bilir.
Güzel ahlakına tanık olan herkes bu
kimseye güvenir, yanında rahat eder, sorumluluk gerektiren her türlü görevi
gönül rahatlığı ile kendisine verebilir. Bu kişiler, sadece dostlarının
sevgisine değil, düşmanlarının saygısına da mahzar olurlar. Öyle ki, bu örnek
davranış, inkar eden birçok insanın iman etmelerine bile vesile olabilir.
Sonuç
İslâm’da şahitliğe büyük önem
verilmiştir. Çünkü davaların ispatında en önemli delillerden birini şahitler
oluşturmaktadır. Şahitlik dinî bir görevdir. Adaletin gerçekleşmesi ve hakkın
ortaya çıkması büyük ölçüde şahitlerin bu görevi yerine getirmelerine bağlıdır.
Bundan dolayıdır ki, şahitlik yapacak kimselerde her şeyden önce adil olmaları
şartı aranmıştır. Cenabı Hak, bizden şahitliği "Allah için ve dosdoğru
yapmamızı”, “bir topluma olan kinimizin bizi adaletsizliğe sevk etmemesini, adil
olmamızı”, "(Birisi hakkında) konuştuğumuz zaman yakınımız dahi olsa doğrudan
ayrılmamamızı”, “kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa
Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olmamızı”
istemektedir.
Şahitlik vazifemizi, dünyevi endişelerinizi bir
kenara bırakıp; sadece ve sadece Cenabı Hakk’ın hoşnutluğunu kazanmak niyetiyle,
adaletle eda edelim. Aksi takdirde ahirette sorumlu oluruz.
Ebû Dâvud, Akdiye 22, IV,37-39.
Müslim, Mukaddime, 3. I, 10.
|