|
HELAK EDİLEN KAVİMLER VE HELAK SEBEPLERİ
Yüce Allah, yaratılmışların en şereflisi olan insana akıl ve irade
vermiş ve bunun sonucunda ona bir takım sorumluluklar yüklemiştir. Bu
sorumlulukları yerine getirebilmesi için de peygamberler ve kitaplar göndermek
suretiyle ona rehberlik etmiştir. Kur'ân-ı Kerim,
Yüce Allah tarafından Hz. Muhammed (a.s.)’e gönderilen son ilahi kitaptır. Bu
Yüce Kitabın muhatabı bütün insanlar, gayesi de, onların dünya ve ahiret
mutluluklarını sağlamaktır. Bu gayeye ulaşabilmemiz için, Kur'ân’ı okuyup
anlamamız, emir ve yasaklarına uymamız gerekmektedir.
İnsanı yaratan, onu ruhen ve bedenen şekillendiren, onu yaşatan Allah'tır.
Kainatı insanın emrine ve hizmetine veren Yüce Allah'ı tanımak, O'na yakınlaşmak
ve O'na kulluk etmek her müslümanın en önemli görevidir. İnsan, kendisine yol
gösterici olarak Allah'ın insanlara Peygamberimiz (sav) aracılığıyla ulaştırdığı
vahyini ve Peygamber Efendimizin sünnetini rehber edinmelidir. Bitmez tükenmez
bir ilim, hikmet ve saadet kaynağı olan Kur'ân; nuru ile alemleri aydınlatan,
ruhlara şifa veren, insanların güçlü bir vicdana ve sağlam bir imana sahip
olmasına vesile olan, akılları ve gönülleri aydınlatan yüce bir kitaptır.
Bundan dolayı , kendimize yol gösterici olarak Kuran'ı rehber edinerek Yüce
Allah'ın Kuran'da bizlere neler bildirdiğini, son derece titiz ve dikkatli bir
biçimde incelememiz ve bunlar üzerinde düşünmemiz gerekmektedir. Nitekim Allah,
Kuran'ın gönderiliş amacının insanları düşünmeye yöneltmek olduğunu bildirir:
هَـذَا بَلاَغٌ لِّلنَّاسِ وَلِيُنذَرُوا بِهِ وَلِيَعْلَمُواْ أَنَّمَا هُوَ
إِلَـهٌ وَاحِدٌ وَلِيَذَّكَّرَ أُوْلُواْ الأَلْبَابِ ْ
"Bu Kur'ân; kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak tek ilah olduğunu bilsinler
ve akıl sahipleri düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara bir bildiridir”
(İbrahim ,14/52).
Kuran'ın büyük bir bölümünü oluşturan geçmiş kavimlerin haberleri de kuşkusuz
üzerinde düşünülmesi gereken konulardan biridir. Bu kavimlerin çoğunluğu,
kendilerine gönderilen peygamberleri yalanlamışlar ve onlara düşmanlık
yapmışlardır. Bu taşkınlıklarından dolayı Yüce Allah Kuran'da, bu helak
olaylarının sonraki insanlara ibret olması gerektiğini bildirmektedir. Mesela
Allah'a isyan eden bir grup Yahudi'ye verilen ceza;
فَجَعَلْنَاهَا نَكَالاً لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهَا وَمَا خَلْفَهَا وَمَوْعِظَةً
لِّلْمُتَّقِينَ
“Biz bunu, hem onu görenlere, hem de sonra geleceklere bir ibret ve Allah’a
karşı gelmekten sakınanlara da bir öğüt kıldık"
(Bekara,2/66)
ayeti ile ibret olarak bizlere anlatılmaktadır.
Kuran'da anlatılan helak olaylarının pek çoğu çağımızda yapılan arkeolojik
bulgular sayesinde "görülecek" ve "bilinip-tanınacak" hale gelmiştir.
Her canlı gibi millet ve toplumların da dünyada belli bir yaşama süreleri
vardır, doğar, yaşar ve ölürler. Tarih sahnesinde ebedi olarak yaşayan hiç bir
kavim yoktur. Tıpkı insanlarda olduğu gibi kavimler de eceli geldiği zaman tarih
sahnesinden silinir giderler. Bu Yüce Allah’ın kainatta tesis ettiği nizamın bir
gereğidir.
Helak edilen kavimler ile ilgili olarak Kur'ân-ı Kerim’de şöyle
buyurulmaktadır;
مِن قَرْيَةٍ إِلاَّ وَلَهَا كِتَابٌ مَّعْلُومٌ مَّا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّة
أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَأْخِرُونَ ٍ
وَمَا أَهْلَكْنَا
“Helâk ettiğimiz her memleketin mutlaka bilinen bir yazısı (belli vakti) vardır.
Hiçbir toplum ecelini geçemez ve ondan geri de kalamaz.”
(Hicr,15/4-5).
Kur'ân-ı Kerim’de helak olduğu bildirilen kavimlerle ilgili olarak, “karye”,
ve “ümmet”
kelimeleri kullanılmaktadır. Bu kelimeler; memleket halkı, nesil, az veya çok,
büyük veya küçük toplum anlamını ifade eder.
Toplumlar ecelleri gelince helak olup giderler. Eceli ne bir an ileri geçebilir
ne de geri bırakılabilir, ne uzatılabilir ne de kısaltılabilir. Bu eceli ancak
Allah bilir. Her topluluğun bir helak zamanı vardır. O zaman gelince helakleri
gerçekleşir.
“Her cemaat, büyük veya küçük her kavim ve devlet için Allah katında belirli bir
vakit ve süre vardır. Allah’a karşı peygamberini
yalanlayanların,müşriklerin,azgınların, dinsizlerin, zalimlerin, asilerin,
edepsizlerin, hepsi dünyanın her tarafında birden bire aynı anda
cezalandırılmazlar. Çeşitli toplumların, kavimlerin belirli müddetleri vardır.
Birini şu kadar zaman içerisinde helak eden bir fenalık, diğerini mahvetmek için
daha az veya daha çok zaman alabilir. Ancak ecelleri gelip mühletleri bitince ne
bir saat gecikebilir ne de bir saat öne geçebilirler. Helak edilirler.”
Bu husus Kur'ân-ı Kerim’de şöyle anlatılır;
فَإِذَا جَاء أَجَلُهُمْ لاَ يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً وَلاَ يَسْتَقْدِمُونَ“
وَلِكُلِّ أُمَّةٍ أَجَلٌ
“Her milletin belli bir eceli vardır. Onların eceli geldi mi, ne bir an geri
kalabilirler, ne de öne geçebilirler”
(Araf,7/34).
Ayet-i kerimede bu ecelin hiçbir şekilde şaşmadığı bildirilmektedir:
يُؤَخِّرَ اللَّهُ نَفْسًا إِذَا جَاء أَجَلُهَا وَاللَّهُ خَبِيرٌ بِمَا
تَعْمَلُونَ
“وَلَن
“Allah, eceli geldiğinde hiçbir kimseyi asla ertelemez. Allah bütün
yaptıklarınızdan haberdardır”
(Münafıkun, 63/11).
Yine Kur'ân-ı Kerim’e göre ölen ancak Allah’ın izni ile ölür:
وَمَا كَانَ
لِنَفْسٍ أَنْ تَمُوتَ إِلاَّ بِإِذْنِ الله كِتَابًا مُّؤَجَّلاً وَمَن يُرِدْ
ثَوَابَ الدُّنْيَا نُؤْتِهِ مِنْهَا وَمَن يُرِدْ ثَوَابَ الآخِرَةِ نُؤْتِهِ
مِنْهَا
وَسَنَجْزِي
الشَّاكِرِينَ
“Hiçbir kimse Allah’ın izni olmadan ölmez. Ölüm belirli bir süreye göre
yazılmıştır. Kim dünya menfaatini isterse, kendisine ondan veririz. Kim de
ahiret mükafatını isterse, ona da ondan veririz. Biz şükredenleri
mükafatlandıracağız" buyurulmaktadır.
(Al-i İmran 3/145).
“Her ümmetin azap ve helaki takdiri olup, levh-i mahfuzda yazılıdır. O
yazıdaki sebep ve şartlar tahakkuk edip vakitleri gelince helak edilirler.”
Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:
وَإِنْ مِنْ قَرْيَةٍ إِلَّا نَحْنُ مُهْلِكُوهَا قَبْلَ يَوْمِ الْقِيَامَةِ أَوْ
مُعَذِّبُوهَا عَذَابًا شَدِيدًا كَانَ ذَلِكَ فِي الْكِتَابِ مَسْطُورًا
“
Ne kadar memleket varsa hepsini kıyamet gününden önce ya helak edeceğiz, ya da
şiddetli bir azapla cezalandıracağız. İşte bu, Kitap’ta (Levh-i Mahfuz’da)
yazılmış bulunuyor.”(İsra,17/58)
Ümmetlerin ve insanların helak zamanlarını takdir eden Allah’tır. Bu takdir ve
ecelin dışında hiçbir kimsenin ölmesi,hiç bir ümmetin yok olması söz konusu
değildir.
Ayetlerde belirtildiği gibi, her toplumun ve her canlının bir eceli vardır.
Zamanı gelince nefislerin ve kavimlerin ölümü tahakkuk eder. Bu ecelin zamanını
insanlar bilemez, ancak Allah bilir.
Kur'ân-ı Kerim’e göre kavimlerin helak oluşuna bizzat o topluluklarda
yaşayanların kendileri neden olmaktadır. Toplumların helakinin nedeni de işte
burada yatmaktadır.Yüce Allah çok merhametlidir. Onun merhameti her şeyi
kuşatmıştır. Allah insanlara zulmetmez, iyiliklerin karşılığını kat kat
fazlasıyla verir. İşlenen kötülüklerin hepsine ise ceza vermez, bir kısmını
bağışlar.
مِثْقَالَ ذَرَّةٍ وَإِن تَكُ حَسَنَةً يُضَاعِفْهَا وَيُؤْتِ مِن لَّدُنْهُ اجرا
عظيما
إِنَّ اللّهَ لاَ يَظْلِمُ
“Şüphesiz Allah (hiç kimseye) zerre kadar zulüm etmez. (Yapılan) çok küçük bir
iyilik de olsa onun sevabını kat kat arttırır ve kendi katından büyük bir
mükâfat verir”(
Nisa 4/40)
إِنَّ اللّهَ لاَ يَظْلِمُ النَّاسَ شَيْئًا وَلَـكِنَّ
النَّاسَ أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
“Şüphesiz Allah insanlara hiçbir şekilde zulmetmez; fakat insanlar kendilerine
zulmederler”(Yunus10/44)
Ayetler, Allah'ın insanlara zulmetmediği, insanların başlarına gelen felaket ve
âfetlerin kendi hataları sebebiyle geldiğini, böylece isyan eden insanların
kendi kendilerine zulmettiklerini ifade etmektedir.
وَلَقَدْ
أَهْلَكْنَا الْقُرُونَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَمَّا ظَلَمُوا وَجَاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ
بِالْبَيِّنَاتِ وَمَا كَانُوا لِيُؤْمِنُوا كَذَلِكَ نَجْزِي الْقَوْمَ
الْمُجْرِمِينَ
Andolsun, sizden önceki nice nesilleri peygamberleri, kendilerine apaçık
deliller getirdikleri halde (yalanlayıp) zulmettikleri vakit helâk ettik. Onlar
zaten inanacak değillerdi. İşte biz suçlu toplumu böyle cezalandırırız
(Yunus,10/13)
وَلَوْ أَنَّ أَهْلَ الْقُرَى آمَنُوا وَاتَّقَوْا لَفَتَحْنَا عَلَيْهِمْ
بَرَكَاتٍ مِنْ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ وَلَكِنْ كَذَّبُوا فَأَخَذْنَاهُمْ بِمَا
كَانُوا يَكْسِبُونَ
“Eğer,
o memleketlerin halkları iman etseler ve Allah’a karşı gelmekten sakınsalardı,
elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereketler (in kapılarını) açardık.
Fakat onlar yalanladılar, biz de kendilerini işledikleri günahlarından dolayı
yakalayıverdik. (Araf,7/96)
وَالَّذِينَ كَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا سَنَسْتَدْرِجُهُم مِّنْ حَيْثُ لاَ
يَعْلَمُونَ
“Âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, biz onları bilemeyecekleri bir yerden
yavaş yavaş felakete götüreceğiz”(Araf,7/182).
Kavimlerin helak edilmeleri, yapmış oldukları zulüm ve hatalar yüzündendir. Bir
kavim kendisinde bulunan güzel hasletleri değiştirmedikçe Allah onları
değiştirmez. Ayet şöyle buyurulmaktadır:
ان الله لا يغير ما بقوم ختى يغيروا ما بانفسهم و اذا اراد الله بقوم سوءا فلا مرد
له و ما لهم من دونه من وال
“Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu
değiştirmez. Allah, bir kavme kötülük diledi mi, artık o geri çevrilemez. Onlar
için Allah’tan başka hiçbir yardımcı da yoktur”
(Ra’d 13/11)
Ayet-i kerime’ye göre insanlar, iyi hallerini devam ettirdikleri müddetçe nimet
ve huzur içerisinde bulunmaya devam ederler. Toplumların helake ve yokluğa
sürüklenmeleri fitne, fesat, anarşi ve terör gibi kendi kabahatleri yüzündendir.
Bir toplumda ahlaksızlık, haksızlık, zulüm ve kötülükler çoğalır, bu kötülükleri
önlenmeye veya kaldırılmaya çalışan da olmazsa cezalandırılır, helâk edilir.
Allah bu toplumun yerine başka bir nesil var eder. Bu husus Kur'ân'da şöyle
bildirmektedir.
آخَرِينَ
وَكَمْ قَصَمْنَا مِن قَرْيَةٍ كَانَتْ ظَالِمَةً وَأَنشَأْنَا
بَعْدَهَا قَوْمًا
“Biz zulmetmekte olan nice memleket halkını kırıp geçirdik ve onlardan sonra
başka toplumlar meydana getirdik.” (Enbiya,21/11).
Geçmişten günümüze kadar pek çok kavim gelip geçmiştir. Bu kavimler varlıklarını
bugüne kadar niçin sürdürememiştir? Bunlar niçin helak edilmişlerdir? Kur'ân-ı
Kerim’e göre kimi kavimler darlık ve yokluk içinde, kimisi de bolluk ve refah
halinde iken helak edilmişlerdir.
Kur'ân-ı Kerim’in bizlere bildirdiğine göre Allah her kavme doğru yolu
göstermeleri için peygamber göndermiş, peygamberler onları iman ve itaate
çağırmışlar, taşkınlık, zulüm ve isyanı terk etmelerini istemişlerdir. Ancak o
kavimlerin pek çoğu bu peygamberlerin davetine uymadığı gibi onları
yalanlamışlar, hatta eziyet edip öldürmüşlerdir. Allah çeşitli kereler o
kavimleri uyarmış, ancak düzelmeyince helak etmiştir. Konu ile ilgili olarak
Kur'ân-ı Kerim’de bu husus şöyle ifade edilmektedir:
أَلَمْ
يَرَوْاْ كَمْ أَهْلَكْنَا مِن قَبْلِهِم مِّن قَرْنٍ مَّكَّنَّاهُمْ فِي الأَرْضِ
مَا لَمْ
نُمَكِّن لَّكُمْ وَأَرْسَلْنَا السَّمَاء عَلَيْهِم مِّدْرَارًا وَجَعَلْنَا
الأَنْهَارَ
تَجْرِي مِن تَحْتِهِمْ فَأَهْلَكْنَاهُم بِذُنُوبِهِمْ وَأَنْشَأْنَا مِن
بَعْدِهِمْ قَرْنًا
آخَرِينَ
“Onlardan (Mekke halkından) önce nice nesilleri helak ettiğimizi görmediler mi?
Yeryüzünde size vermediğimiz imkan ve iktidarı onlara vermiştik. Onlara bol bol
yağmur yağdırmıştık. Topraklarından nehirler akıttık. Sonra da günahları
sebebiyle onları helak ettik ve arkalarından başka bir nesil var ettik”
(Enam,6/6)
فَلَمَّا نَسُوا مَا ذُكِّرُوا بِهِ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ أَبْوَابَ كُلِّ
شَيْءٍ حَتَّى إِذَا فَرِحُوا بِمَا أُوتُوا أَخَذْنَاهُمْ بَغْتَةً فَإِذَا هُمْ
مُبْلِسُونَ
“Derken onlar kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, (önce) üzerlerine her
şeyin kapılarını açtık. Sonra kendilerine verilenle sevinip şımardıkları sırada
onları ansızın yakaladık da bir anda tüm ümitlerini kaybedip yıkıldılar” (Enam
6/44 )
Ayet-i kerimeler; Yüce Allah'ın geçmiş kavimleri günahları sebebiyle helak
ettiğini, bu kavimlerin ekonomik ve teknik imkanları iyi olmasına rağmen helak
olmaktan kurtulamadıklarını bildirmektedir. Yüce Allah helak olan bu kavimlerin
yerlerine yeni topluluklar yaratmıştır.
Helak edilen kavimlerin başta gelen kabahatleri, onları imana, itaate ve
doğruluğa davet eden Peygamberlere isyan etmeleri ve onları yalanlamalarıdır.
Kur'ân-ı kerim’in önemli bir bölümü geçmiş kavimlerin (toplumların) ve
peygamberlerin kıssalarından, hayat hikayelerinden kesitler sunmaktadır.
Şüphesiz bu kıssalar insanların okuyup geçmeleri için değil, ibret almaları
içindir. Bu kıssalar çok önemli ibret, hikmet ve öğütlerle doludur. Bu itibarla
âyetleri dikkatle okumalı ve bunlardan ders almalıyız.
Şimdi helâk edilen kavimlerden bazılarının helak ediliş sebeplerini
zikredebiliriz.
NUH (A.S.)'IN KAVMİ
Hz. Adem’den sonra insan nesli çoğalmış, bunlar yeryüzünde bir çok yeri imar
etmişler ancak zamanla hak dinden uzaklaşarak putlara tapmaya başlamışlardır.
Yüce Allah insanlara Nuh (a.s.)'ı peygamber olarak göndermiş; ancak insanlar
onun öğütlerini dinlememişler, hatta onu alaya almışlardır. Nuh (a.s.), kavminin
iman etmesinden ümidini kesince onların helak olmalarını istemiştir. Allah da
ona bir gemi yapmasını emretmiş ve bu gemiye müminlerle cins hayvandan birer
çift almasını söylemiştir. Bundan sonra büyük bir tufanla sular her tarafı
kaplamıştır. İman etmeyenler boğulmuşlar ve böylece helak olmuşlardır.
Nuh kavminin helak edilmesinin nedeni Kur'ân’da şöyle anlatılmaktadır: ..
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَى قَوْمِهِ فَلَبِثَ فِيهِمْ أَلْفَ سَنَةٍ
إِلَّا خَمْسِينَ عَامًا فَأَخَذَهُمُ الطُّوفَانُ وَهُمْ ظَالِمُونَ
“Andolsun, biz Nûh’u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik. O da dokuz yüz
elli yıl onların arasında kaldı. Neticede onlar zulümlerini sürdürürlerken tûfan
kendilerini yakalayıverdi"
(Ankebut, 29/14).
مِمَّا خَطِيئَاتِهِمْ أُغْرِقُوا فَأُدْخِلُوا نَارًا فَلَمْ يَجِدُوا لَهُم مِّن
دُونِ
اللَّهِ أَنصَارًا
“Hataları (küfür ve isyanları) yüzünden suda boğuldular ve cehenneme sokuldular
da kendileri için Allah’tan başka yardımcılar bulamadılar”
(Nuh,71/25).
Nuh kavmi Allah’a ve Peygamberine isyan etmeleri, zulme , küfre ve günaha
dalmaları sebebiyle helak olmuştur.
AD KAVMİ
Yemen bölgesinde yaşamakta olan Ad kavmine Yüce Allah peygamber olarak Hud
(a.s.)'ı göndermiştir. Ad kavmi, bir çok nimetlere nail olmuş, görkemli binalar
inşa etmişlerdi. Şirk ve küfürde israr eden kavme Hud (a.s.), mucizeler
göstermiş ve onları Allah’ın birliğine inanmaya çağırmıştır. Ancak ona kulak
vermemeleri ve şirkte devam etmeleri sebebiyle şiddetli bir rüzgar ile helak
olmuşlardır.
فَأَمَّا عَادٌ فَاسْتَكْبَرُوا فِي
الْأَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَقَالُوا مَنْ أَشَدُّ مِنَّا قُوَّةً أَوَلَمْ
يَرَوْا أَنَّ اللَّهَ
الَّذِي خَلَقَهُمْ هُوَ أَشَدُّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَكَانُوا بِآيَاتِنَا
يَجْحَدُون
“Âd kavmi ise yeryüzünde haksız olarak büyüklük taslamış, “Bizden daha güçlü
kim var?” demişlerdi. Onlar, kendilerini yaratan Allah’ın onlardan daha güçlü
olduğunu görmediler mi? Onlar bizim âyetlerimizi inkâr ediyorlardı”
(Fussilet,41/15)
فَأَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحًا صَرْصَرًا فِي أَيَّامٍ نَّحِسَاتٍ لِّنُذِيقَهُم
عَذَابَ الْخِزْيِ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَلَعَذَابُ الْآخِرَةِ أَخْزَى وَهُم
لَا ْ
يُنصَرُون ْ
“Biz de onlara dünya hayatında zillet azabını tattırmak için o mutsuz kara
günlerde üzerlerine dondurucu bir rüzgâr gönderdik. Ahiret azâbı elbette daha
rezil edicidir. Onlara yardım da edilmez"
(Fussilet, 41/16).
.فَكَذَّبُوهُ
فَأَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ فَأَصْبَحُوا فِي
دَارِهِمْ جَاثِمِينَ وَعَادًا وَثَمُودَ وَقَد تَّبَيَّنَ
لَكُم مِّن مَّسَاكِنِهِمْ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ
أَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّبِيلِ وَكَانُوا مُسْتَبْصِرِينَ
"Kavmi, onu yalanladı. Bunun üzerine kendilerini o malum sarsıntı yakaladı
da yurtlarında diz üstü çökekaldılar. Ad ve Semûd kavimlerini de helak
ettik. Bu, onların (harap olmuş) yurtlarından size besbelli olmuştur. Şeytan
onlara işlerini süslemiş ve onları doğru yoldan alıkoymuştur. Halbuki onlar
gözü açık kimselerdi"
(Ankebut, 29/37-38).
Ad kavmi, Allah’ın verdiği nimetlere nankörlük etmeleri ve peygamberi
yalanlamamaları, inkar ve isyanları sebebiyle helâk edilmişlerdir.
SEMUD KAVMİ
Ad kavminin helakinden sonra Hicr bölgesinde Semud kavmi yaşamıştır. Semud kavmi
pek çok nimete nail olmuş, dağları ve taşları oyarak muhkem evler inşa etmişler,
yazlık ve kışlık konaklar yapmışlardır. Bolluk ve refah içerisinde yaşamışlar,
uzun ömürlü bir hayat sürmüşlerdir. Zamanla Hak yoldan sapmışlar, şirke
düşmüşlerdi. Yüce Allah onlara Salih (a.s.)'ı peygamber olarak gönderdi. Salih
(a.s.), onları Allah’a imana, ibadete ve itaate çağırdı. Mucizeler gösterdi,
öğütler verdi. Ancak kavmi onu dinlemediği gibi yalanladı. Kendilerine mucize
olarak verilen ve sakın dokunmayın denilen dişi deveyi öldürdüler. Bunun üzerine
Salih (a.s.), ve iman edenler dışında Semud kavmi şiddetli bir gök gürültüsüyle
helak edildiler.
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا إِلَى ثَمُودَ أَخَاهُمْ صَالِحًا أَنِ اعْبُدُوا اللَّهَ
فَإِذَا
هُمْ فَرِيقَانِ يَخْتَصِمُونَ
“Andolsun biz, “Allah’a kulluk edin” diye (uyarması için) Semûd kavmine,
kardeşleri Salih’i peygamber olarak göndermiştik. Bir de ne görsün, onlar
birbiriyle çekişen iki grup olmuşlar.”
(Neml, 27/45).
كَذَّبَتْ ثَمُودُ
بِطَغْوَاهَا إِذِ انبَعَثَ أَشْقَاهَا فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ
نَاقَةَ اللَّهِ وَسُقْيَاهَا فَكَذَّبُوهُ فَعَقَرُوهَا فَدَمْدَمَ
عَلَيْهِمْ رَبُّهُم بِذَنبِهِمْ فَسَوَّاهَا
“Semûd kavmi, azgınlığı sebebiyle yalanladı Hani onların en bedbaht olanı (fesat
çıkarmak için) ileri atılmıştı. Allah’ın Resülü de onlara şöyle demişti:
“Allah’ın devesini ve onun su içme hakkını koruyun. Fakat onlar, onu
yalanladılar ve deveyi boğazladılar. Bunun üzerine Rableri, suçlarından dolayı
onları” helak etti ve kendilerini yerle bir etti.”
(Şems, 91/13-14).
LUT KAVMİ
Lut (a.s.), Filistin muhitinde bulunan Sedom kavmine peygamber gönderilmiştir.
Bu kavim, hak yoldan sapmış, inkâr ve isyana dalmış bir kavimdi. Kadınları
bırakıp erkeklere yönelmişler, homoseksüellik yapmaya başlamışlardı. Lut (a.s.)
kavmini doğru yola davet etti. Kendilerine yapılan daveti kabul etmemeleri
üzerine helake edildiler.
ْ إِنَّا مُنَجُّوكَ وَأَهْلَكَ إِلَّا امْرَأَتَكَ
كَانَتْ مِنَ الْغَابِرِينَ إِنَّا مُنزِلُونَ عَلَى أَهْلِ
هَذِهِ الْقَرْيَةِ رِجْزًا مِّنَ السَّمَاء بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ
"Elçiler
ona, 'korkma, üzülme, biz seni ve aileni kurtaracağız. Ancak karın başka. O
geride kalıp helak edilenlerden olacaktır.' Şüphesiz biz, bu memleket halkı
üzerine, fasıklık ettiklerinden dolayı gökten bir azap indireceğiz
(Ankebut, 29/33,34).
وَلُوطًا إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ
أَتَأْتُونَ الْفَاحِشَةَ وَأَنتُمْ تُبْصِرُون“أَئِنَّكُمْ
لَتَأْتُون الرِّجَالَ شَهْوَةً مِّن دُونِ النِّسَاء بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ
تَجْهَلُونَ َ
"Lût’u da (Peygamber olarak gönderdik.) Hani o kavmine şöyle demişti: 'Göz göre
göre o çirkin işi mi yapıyorsunuz?. Siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi
varıyorsunuz? Doğrusu siz ne yaptığını bilmez bir toplumsunuz”
(Neml 27/ 54, 55)
وَلُوطًا آتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًا وَنَجَّيْنَاهُ مِنَ
الْقَرْيَةِ الَّتِي كَانَت تَّعْمَلُ الْخَبَائِثَ إِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمَ
سَوْءٍ
فَاسِقِينَ "
“Biz Lût’a da bir hikmet ve bir ilim verdik ve onu çirkin işler yapan
memleketten kurtardık. Gerçekten onlar kötü bir toplum idiler, fasık (Allah’ın
emrinden çıkan kimseler) idiler”
(Enbiya ,21/74).
FİRAVUN VE ONA TABİ OLANLAR
Kur'ân-ı Kerim’de helak edildiği bildirilen bir başka kavim de Firavun ve ona
tabi olanlardır. Eski Mısır krallarına verilen genel bir isim olan Firavunlar
İsrail oğullarını esir gibi ağır ve meşakkatli işlerde çalıştırmışlardır. Bir
yanda firavunların diğer yanda Mısır’ın yerlisi putperest Kıptilerin kendilerine
yükledikleri ağır işlerden bıkan İsrail oğulları eski ata yurtları Kenan
diyarına gitmek istiyorlardı. Ancak Firavundan kurtulup bir türlü buna nail
olamıyorlardı. Firavun’a bir kahin, İsrail oğullarından bir çocuğun doğarak
saltanatını yıkacağını söyleyince, Firavun, İsrail oğullarından doğan erkek
çocuklarını öldürmeye başlamış, böyle bir zamanda Musa (a.s.) dünyaya gelmişti.
Kur'ân’a göre Musa (a.s), mucizevi şekilde Firavun’un elinden kurtulmuş hatta
onun sarayında annesinin kucağında büyümüş, Firavunu ve Kıptileri tevhit
inancına çağırmış, ancak imana gelmeyen Firavun ilahlık taslamış, neticede
askerleriyle birlikte denizde helak edilmiştir.
نَتْلُوا عَلَيْكَ
مِن نَّبَإِ مُوسَى وَفِرْعَوْنَ بِالْحَقِّ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ . إِنَّ
فِرْعَوْنَ عَلَا فِي الْأَرْضِ وَجَعَلَ أَهْلَهَا شِيَعًا يَسْتَضْعِفُ
طَائِفَةً مِّنْهُمْ يُذَبِّحُ أَبْنَاءهُمْ وَيَسْتَحْيِي نِسَاءهُمْ إِنَّهُ
كَانَ
مِنَ الْمُفْسِدِينَ
“İman eden bir kavm için Mûsâ ile Firavun’un haberlerinden bir kısmını sana
gerçek olarak anlatacağız” Şüphe yok ki, Firavun yeryüzünde (ülkesinde) büyüklük
taslamış ve ora halkını sınıflara ayırmıştı. Onlardan bir kesimi eziyor,
oğullarını boğazlıyor, kadınlarını ise sağ bırakıyordu. Şüphesiz o
bozgunculardandı”
(Kasas,28/3-4).
“فَأَوْحَيْنَا
إِلَى مُوسَى أَنِ اضْرِب
بِّعَصَاكَ الْبَحْرَ فَانفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَالطَّوْدِ الْعَظِيمِ
وَأَزْلَفْنَا ثَمَّ الْآخَرِينَ وَأَنجَيْنَا مُوسَى وَمَن مَّعَهُ أَجْمَعِينَ
ثُمَّ أَغْرَقْنَا الْآخَرِينَ
“Bunun üzerine Mûsâ’ya, 'asan ile denize vur' diye vahyettik. Deniz derhal
yarıldı. Her parçası koca bir dağ gibiydi. Ötekileri de oraya yaklaştırdık.
Mûsâ’yı ve beraberindekilerin hepsini kurtardık. Sonra ötekileri suda boğduk”
(Şuara 26/63,66)
ْFiravun
ve ona uyanlar isyanları ve diğer günahları sebebiyle denizde boğularak helak
edilirken; İman ettim, Allah’tan başka ilah yoktur , ben de müslümanım
diyerek iman etmek istemiş ancak bu, yeis anında artık yaşama imkanı kalmayıp
azabı gördükten sonra olduğu için kabul olmamıştır;
وَجَاوَزْنَا بِبَنِي إِسْرَائِيل الْبَحْرَ
فَأَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ وَجُنُودُهُ بَغْيًا وَعَدْوًا حَتَّى إِذَا أَدْرَكَهُ
الْغَرَقُ قَالَ آمَنتُ أَنَّهُ لا إِلِـهَ إِلاَّ الَّذِي آمَنَتْ بِهِ بَنُو
إِسْرَائِيلَ َ وَأَنَاْ مِنَ الْمُسْلِمِينَ آلآنَ وَقَدْ عَصَيْتَ قَبْلُ وَكُنتَ
مِنَ الْمُفْسِدِينَ
“İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun da, askerleriyle birlikte
zulmetmek ve saldırmak üzere, derhal onları takibe koyuldu. Nihayet boğulmak
üzere iken, “İsrailoğulları’nın iman ettiğinden başka hiçbir ilah olmadığına
inandım. Ben de müslümanlardanım” dedi. Şimdi mi?! Oysa daha önce isyan etmiş ve
bozgunculardan olmuştun"
(Yunus ,10/90-91).
Örneklerini
vermeye çalıştığımız bu kavimlerin dışında nice kavimler helak olmuştur.
Bunların helak edilmelerinde ana sebep ise zulmetmeleri olmuştur.
فَكَأَيِّن مِّن قَرْيَةٍ
أَهْلَكْنَاهَا وَهِيَ ظَالِمَةٌ فَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلَى عُرُوشِهَا
وَبِئْرٍ مُّعَطَّلَةٍ وَقَصْرٍ مَّشِيدٍ
"Halkı zulmetmekteyken helak ettiğimiz, böylece duvarları, çökmüş çatılarının
üzerine yıkılmış nice memleketler, nice kullanılmaz kuyular, nice muhteşem
saraylar vardır
( Hac, 22/45)
Allah'ı, peygamberlerini ve âyetleri inkâr, Allah'a ortaklar koşma, isyan ve
zulüm helak edilen kavimlerin ortak özellikleridir.
SONUÇ:
Her kavim için dünyada belirli bir yaşama süresi vardır. Bu süre geldiği anda
geri bırakılmaz ve ertelenmez. Dünya üzerinde yaşamış olan kavimlerin helak
edilmeleri, işledikleri şirk, küfür, isyan ve zulüm gibi günahları sebebiyledir.
Allah kullarına asla zulmetmez.
Geçmiş kavimlerin kıssalarında insanlar için ibretler ve öğütler vardır. Helak
edilen kavimlerin kıssaları da böyledir.
|