|
KAMİL MÜMİNİN ÖZELLİKLERİ
Yüce Allah kullarını dünyaya
imtihan için göndermiş, imtihan etmek için gönderdiği dünyada başıboş
bırakmamış ve peygamberler aracılığıyla onlara yol göstermiştir. Bu yüzden ilk
insan, aynı zamanda ilk peygamberdir.
Hz. Adem’den Hz. Muhammed’e
kadar gönderilen bütün peygamberler insanlarla Allah arasında elçilik görevini
yapmışlar ve Allah’ın insanlara bildirilmesini emrettiği hükümleri onlara
bildirmişler ve bu hükümleri pratiğe yansıtan model şahsiyetler olmuşlardır.
Hz. Muhammed bir mümin için
hemen her yönüyle örnek teşkil etmektedir. Özellikle O’nun ahlakı Kur'ân-ı
Kerim’de övülmüş ve örnek şahsiyet olduğu beyan edilmiştir
وَاِنَّكَ لَعَلى خُلُقٍ عَظيمٍ
“Sen
elbette yüce bir ahlâk üzeresin.”
( Kalem 68/4)
لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فى رَسُولِ
اللّهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّهَ وَالْيَوْمَ الْاخِرَ
وَذَكَرَ اللّهَ كَثيرًا
“Andolsun, Allah’ın Resülünde
sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden
kimseler için güzel bir örnek vardır”
(Ahzâb 33/21)
Kur'ân'da örnek şahsiyetler
olan peygamberlerin hayatlarından bazı kesitler aktarılarak örnek almamız
emredilmiştir. Mesela Hz. İbrahim (a.s) ve onunla birlikte olanların,
kavimlerine söyledikleri sözler şöyle nakledilmiştir:
قَدْ
كَانَتْ لَكُمْ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ فى اِبْرهيمَ وَالَّذينَ مَعَهُ اِذْ قَالُوا
لِقَوْمِهِمْ اِنَّا بُرَءؤُا مِنْكُمْ وَمِمَّا
تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ
اللّهِ كَفَرْنَا بِكُمْ وَبَدَا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةُ
وَالْبَغْضَاءُ اَبَدًا حَتّى تُؤْمِنُوا بِاللّهِ وَحْدَهُ اِلَّا قَوْلَ
اِبْرهيمَ لِاَبيهِ لَاَسْتَغْفِرَنَّ لَكَ وَمَا اَمْلِكُ لَكَ مِنَ اللّهِ مِنْ
شَىْءٍ رَبَّنَا عَلَيْكَ تَوَكَّلْنَا وَاِلَيْكَ اَنَبْنَا وَاِلَيْكَ الْمَصيرُ
“İbrahim’de ve onunla birlikte
bulunanlarda sizin için güzel bir örnek vardır. Hani onlar kavimlerine, 'Biz
sizden ve Allah’ı bırakıp taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek
Allah’a inanıncaya kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve nefret
belirmiştir' demişlerdi. Yalnız İbrahim’in, babasına, 'Senin için mutlaka
bağışlama dileyeceğim. Fakat Allah’tan sana gelecek herhangi bir şeyi önlemeye
gücüm yetmez' sözü başka. Onlar şöyle dediler: Ey Rabbimiz! Ancak sana dayandık,
içtenlikle yalnız sana yöneldik. Dönüş de ancak sanadır”
( Mumtehıne 60/4).
Hz. Eyyub bedenî hastalığa
müptela olduğunda şöyle dua etmişti:
اِذْ نَادى رَبَّهُ اَنّى
مَسَّنِىَ الضُّرُّ وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِمينَ
“Hani o Rabbine, “Şüphesiz ki
ben derde uğradım, sen ise merhametlilerin en merhametlisisin” diye niyaz
etmişti” ( Enbiya 21/83)
O’nun tevekkül ve teslimiyet
dolu sözlerine karşı şöyle buyrulmuştur:
اِنَّا وَجَدْنَاهُ صَابِرًا
نِعْمَ الْعَبْدُ اِنَّهُ اَوَّابٌ
“...
Gerçekten biz Eyyûb’u sabreden bir kimse olarak bulduk. O ne güzel bir kuldu! O,
Allah’a çok yönelen bir kimse idi"
(Sâd 38/44)
Müminlerin son Peygamber Hz.
Muhammed'i kendilerine örnek almaları, eylem ve davranışlarını onun emir ve
yasaklarına göre belirlemeleri gerekir. Zira olgun mümin olabilmenin yolu, ona
tabi olmaktan geçer.
Olgun müminde bulunması
gereken özellikler farklı surelerde değişik şekillerde dile getirilmiştir.
Mesela, Âl-i İmrân suresinin 134-135. ayetlerinde olgun müminlerin özellikleri
şöyle beyan edilmiştir:
اَلَّذينَ يُنْفِقُونَ فِى
السَّرَّاءِ وَالضَّرَّاءِ وَالْكَاظِمينَ الْغَيْظَ وَالْعَافينَ عَنِ النَّاسِ
وَاللّهُ يُحِبُّ
الْمُحْسِنينوَالَّذينَ
اِذَا فَعَلُوا فَاحِشَةً اَوْ ظَلَمُوا اَنْفُسَهُمْ ذَكَرُوا اللّهَ
فَاسْتَغْفَرُوا لِذُنُوبِهِمْ وَمَنْ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ اِلَّا اللّهُ وَلَمْ
يُصِرُّوا عَلى مَا فَعَلُوا وَهُمْ يَعْلَمُونَ
“Onlar bollukta ve darlıkta
Allah yolunda harcayanlar, öfkelerini yenenler, insanları affedenlerdir. Allah
iyilik edenleri sever. Yine onlar, çirkin bir iş yaptıkları, yahut nefislerine
zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlayıp hemen günahlarının bağışlanmasını
isteyenler -ki Allah’tan başka günahları kim bağışlar- ve bile bile, işledikleri
(günah) üzerinde ısrar etmeyenlerdir.”
Olgun mümin olmayı
belirleyecek unsur, genelde içinde bulunulan şartlara ve toplumun ihtiyaçlarına
göre şekillenmektedir. Buna göre ilme, ibadete, ahlaka, insana saygıya,
yardımlaşma ve dayanışmaya önem verilmeyen toplumlarda, insanlığın erdemi için
kaçınılmaz olan bu özelliklere değer vermek olgun mümin olmanın gereği
olacaktır.
Olgun müminin özelliklerini
şöyle özetleyebiliriz::
1.
Namazı huşu ile kılmak
Namaz, belirli şartları
taşıyan müminin yerine getirmekle yükümlü olduğu ibadetlerin başında
gelmektedir. Günde beş vakit namazı kılmak zorundadır. Namazı huşu ile kılmak;
farz, vacip, sünnet ve âdabına uyarak, Allah'ı görüyormuş gibi ihlasla kılmak
şeklinde yorumlanabilir. Namazın huşu ile kılınması Kur'ân'da şöyle ifade
edilmektedir:
قَدْ اَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ
اَلَّذينَ هُمْ فى صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَ
“Müminler gerçekten kurtuluşa
ermişlerdir.Onlar ki, namazlarında (huşu) derin saygı içindedirler”
(Müminûn 23/1-2 )
2. Allah yolunda infak
etmek.
Allah’ın kendilerine
lutfettiği nimetleri, toplumda bu nimetlere muhtaç insanlarla paylaşabilmeleri
olgun müminlerin özelliklerinden biridir.
Toplum, bütün uzuvları ile bir
bedene benzer. Uzuvlar nasıl bir bedeni oluşturuyor ve bütünlük arz ediyorsa
bunun gibi toplum da zengini, fakiri, alimi ve cahili ile bir bütündür. Bu
açıdan bakıldığında Allah, toplumu teşkil eden her ferde diğer fertlerin
yararına sunulduğunda faydalanabileceği türden nimetler vermiş, kimini zengin,
kimini fakir, kimini sanatkâr, kimi tüccar yapmıştır.
İnfak, insanın sahip olduğu
nimetlerden belli bir kısmını toplumda muhtaç kimselere sunması, arzetmesidir.
İnfak dinimizde çok önemli bir sosyal yardımlaşma ve dayanışma şeklidir.
Kur'ân-ı Kerim’de en çok yer alan kavramlardan biri infaktır. Yüce Allah şöyle
buyurmaktadır:
يَا
اَيُّهَا الَّذينَ
امَنُوا اَنْفِقُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا كَسَبْتُمْ وَمِمَّا اَخْرَجْنَا لَكُمْ
مِنَ الْاَرْضِ وَلَا تَيَمَّمُوا الْخَبيثَ مِنْهُ تُنْفِقُونَ وَلَسْتُمْ
بِاخِذيهِ اِلَّا اَنْ تُغْمِضُوا فيهِ وَاعْلَمُوا اَنَّ اللّهَ غَنِىٌّ حَميدٌ
“Ey İman edenler!
Kazandıklarınızın iyilerinden ve rızık olarak yerden size çıkardıklarımızdan
hayra harcayın. Size verilse, gözünüzü yummadan alamayacağınız kötü malı, hayır
diye vermeye kalkışmayın. Biliniz ki Allah zengindir, övgüye layıktır”
(Bakara 2/267).
وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ
يُوَفَّ اِلَيْكُمْ وَاَنْتُمْ لَا تُظْلَمُونَ
“...Hayır olarak verdiğiniz ne
varsa, karşılığı size tam olarak verilir ve asla haksızlığa uğratılmazsınız"
(Bakara 2/272)
اَلَّذينَ يُنْفِقُونَ
اَمْوَالَهُمْ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ سِرًّا وَعَلَانِيَةً فَلَهُمْ اَجْرُهُمْ
عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ
وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
“Mallarını gece ve gündüz,
gizli ve açık hayra sarfedenler var ya, onların mükafatları Allah katındadır.
Onlara korku yoktur, üzüntü de çekmezler”
(Bakara 2/274).
Bu ve benzeri bir çok âyette
yüce Allah,infakı teşvik etmektedir.
Peygamberimiz (a.s.) Allah
için muhtaç kimselere yardımı tavsiye etmiştir:
َﻻ
حَسَدَ إَّﻻ في اثنَتَيْنِ رَجُل آتَاهُ اللّهُ الحِكْمَةَ فَهُوَ يَقْضِى بِهَا
وَيُعَلِّمُهَا، وَرَجُل آتَاهُ اللّهُ مَاًﻻ فَسَلّطَهُ عَلى هَلَكَتِهِ في
الحَقِّ
“Sadece şu iki kişiye gıpta
edilir. Bunlardan birincisi, Allah’ın kendisine verdiği malı Hak yolunda
harcamayı başaran kimse, diğeri de, Allah’ın kendisine verdiği hikmet ile yerli
yerince hükmeden ve onu başkalarına öğreten kimse”.
مَا مِنْ
يَوْمٍ يُصْبِحُ فِيهِ الْعِبَادُ إَِّﻻ وَمَلَكَانِ يَنْزَِنِ مِنَ السَّمَاءِ
يَقُولُ أَحَدُهُمَا: اَللَّهُمَّ أَعْطِ مُنْفِقًا خَلْفًا؛ وَيَقُولُ اﻵخَرُ:
اَللَهُمَ اَعْطِ مُمْسِكًا تَلَفًا.
“Her Allah’ın günü iki
melek iner. Bunlardan biri: Allah’ım! Malını verene yenisini ver! diye duâ eder.
Diğeri de: Allah’ım! Cimrilik edenin malını yok et! diye bedduâ eder”.
Peygamberimiz (a.s) bizzat
kendisi muhtaçlara yardım elini uzatarak müminlere her konuda olduğu gibi infak
konusunda da örnek olmuştur.
İslâm, dînen zengin
sayılanları, zekat vermekle yükümlü tutmuştur.
İslâm, müminlere Allah için
vermeyi emrederken, ihtiyacı olmadığı halde almayı da değişik vesilelerle
yermiştir.
وَالْيَدُ الْعُلْيَا خَيْرٌ
مِنَ الْيَدِ السُّفْلَى
“Veren
el, alan elden üstündür”
.مَا
اَكَلَ اَحَدٌ طَعَاماً قَطٌّ خَيْراً مِنْ اَنْ يَأكُلَ منْ عَمَلِ يَدِهِ
"Hiçbir kimse asla kendi kazancından
daha hayırlı bir rızık yememiştir...”
anlamındaki hadisleriyle Peygamberimiz vermeyi, üretmeyi ve çalışmayı teşvik
etmiştir.
3.Sabırlı olmak.
Kur'ân'da ısrarla müminlerin
sabırlı olmaları emredilmektedir. Çünkü sabır, başarının temel taşıdır. Sabır,
olaylar karşısında yılmamak, ibadet ve çalışmaya yılmadan devam edebilmek,
tahammülü güç ve katlanması zor olaylar karşısında sebat göstermektir.
Sabredilmesi gereken hususları
beş maddede toplamak mümkündür:
a) İmanı son nefese kadar
korumada sabır,
b) İbadet ve itâatlere sabır,
c) İsyan ve günaha düşmeme
konusunda sabır,
d) Musibetlere karşı
tahammüllü olmada sabır,
e) Zaman isteyen işlerde
yılgınlık göstermeme konusunda sabır.
Allah insanı çeşitli
musibetlerle imtihan eder. Bu imtihanda başarı ancak sabırla mümkündür.
Sabreden, ilâhî mükafat ile müjdelenmeyi hak eder:
وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ
بِشَىْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْاَمْوَالِ وَالْاَنْفُسِ
وَالثَّمَرَاتِ وَبَشِّرِ الصَّابِرينَ َ
“Andolsun ki sizi biraz korku
ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri
müjdele” (Bakara 2/155)
Sabretmeden elde edilebilecek
hiçbir meziyet yoktur. Sabırlı olma farklı isim ve kelimelerle ifade
edilmiştir.Mesela cihatta, zorluk, meşakkat ve sıkıntılar karşısında sabretmek"
şecaat" kelimesiyle, şehevi arzular karşısında sabır ve metanet "iffet"
kelimesiyle ifade edilmiştir.
Sabır kolay bir iş değildir.
Bu yüzden Allah sabredenlere hesapsız derecede mükafat vereceğini
bildirmektedir.
اِنَّمَا يُوَفَّى
الصَّابِرُونَ اَجْرَهُمْ بِغَيْرِ حِسَابٍ
“...
Sabredenlere mükafatları elbette hesapsız olarak verilecektir”
( Zümer 39/10).
4. Hilim sahibi olmak.
Hilm, olaylar karşısında
aceleci davranmamak ve teenni ile hareket etmek demektir. "Hilm" akıl ve
kültür ile kazanılan, sosyal ilişkilerde sabırlı, hoşgörülü, bağışlayıcı,
uzlaşmacı ve medenî davranışlar sergilemeyi sağlayan ahlakî bir olgudur.
Peygamberimiz ( a.s) bir sahabiyi överken,
إنَّ فِيكَ خَصْلَتَيْنِ
يُحِبُّهُمَا اللّهُ الْحِلْمُ، وَاﻷنَاةُ ..
“Sende
Allah’ın sevdiği iki haslet vardır; bunlardan biri hilim, diğeri de teennîdir.”
buyurmuştur.
Yüce Dinimiz İslam’da hilim
ile davranmanın kişiyi güzel sonuçlara ulaştıracağı ifade edilmektedir:
وَلَا تَسْتَوِى الْحَسَنَةُ
وَلَا السَّيِّئَةُ اِدْفَعْ بِالَّتى هِىَ اَحْسَنُ فَاِذَا الَّذى بَيْنَكَ
وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَاَنَّهُ وَلِىٌّ حَميمٌ
“İyilikle kötülük bir olmaz.
Kötülüğü en güzel bir şekilde sav. Bir de bakarsın ki, seninle arasında
düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir”
(Fussılet 41/34)
5. Öfkeye hakim olmak
Öfkeye hakim olabilmek müminin
önemli bir ahlâkî niteliğidir. Toplumsal hayata baktığımızda, bir anlık öfkeyle
nice hayatların söndüğünü,
yuvaların yıkıldığını, kalplerin kırıldığını görürüz. Peygamber efendimiz,
لَيْسَ الشَّدِىدُ
بِالصُّرْعَةِ، إنَّمَا الشَّدِىدُ الَّذِى يَمْلِكُ نَفْسَهُ عِنْدَ الْغَضَبِ
“Yiğit dediğin, güreşte
rakibini yenen kimse değildir; asıl yiğit hiddet anında öfkesine hakim olan
adamdır”
ifadesiyle, gerçek güçlü kimsenin, karşılaştığı problem ve beklenmedik
davranışlara, sekinet ve sabırla göğüs geren kimse olduğunu bildirmektedir.
Al-i İmrân suresinin 133.
âyetinde cennetin muttakîler için hazırlandığı bildirilmekte, 134. âyette
muttakî insanların özellikleri zikredilmektedir. Bu özelliklerden biri
muttak3ilerin öfkelerine hakim olup insanların kusurlarını bağışlamalarıdır.
6. Ahde vefa
Ahde vefa, verilen sözü
tutmak, yapılan sözleşmeye uymaktır. Mümin hem Allah'a hem de insanlara verdiği
söze riayet eder.
Yüce Allah Müminun suresinin
ilk dokuz âyetinde kurtuluşa eren müminlerin niteliklerini bildirmektedir. Bu
niteliklerden biri de onların emanetlere ve verdikleri sözlere riayet
etmeleridir.
Ahde vefa, insanı yücelten
meziyetlerden biridir. Toplumda güvenin oluşması ve insanların birbirine
güvenerek çeşitli teşebbüslerde bulunabilmeleri, borç ve yükümlülük altına
girebilmeleri ve böylece iktisadî canlılığın sağlanması insanlar arasında ahde
vefa şuurunun gelişmesi ve yerleşmesine bağlıdır. Dinimiz diğer ahlakî
meziyetlerin yanında buna da gereken önemi vermiştir. Yüce Allah şöyle
buyurmaktadır:
اَوْفُوا بِعَهْدِ اللّهِ
اِذَا عَاهَدْتُمْ وَلَا تَنْقُضُوا الْاَيْمَانَ بَعْدَ تَوْكيدِهَا وَقَدْ
جَعَلْتُمُ اللّهَ عَلَيْكُمْ كَفيلًا اِنَّ اللّهَ يَعْلَمُ مَا تَفْعَلُونَ
“Antlaşma yaptığınız zaman, Allah’a karşı verdiğiniz sözü yerine getirin.
Allah’ı kendinize kefil kılarak pekiştirdikten sonra yeminlerinizi bozmayın.
Şüphesiz Allah yaptıklarınızı bilir"
(Nahl16/91).
وَاَوْفُوا بِالْعَهْدِ اِنَّ
الْعَهْدَ كَانَ مَسْؤُلًا
“
... Verdiğiniz sözü yerine getirin. Çünkü söz (veren sözünden) sorumludur”
(İsra 17/34)
7. Affedici olmak
Yüce Yaratıcının, Kur'ân’da en
çok zikredilen sıfatlarından birisi de affedici oluşudur. Rahmani bir sıfat olan
affetme, olgun müminlerin de niteliği olarak zikredilmiştir. Kur'ân-ı Kerim’de,
Hz. Peygamber’in şahsında bütün mü’minlere,
خُذِ الْعَفْوَ وَاْمُرْ
بِالْعُرْفِ وَاَعْرِضْ عَنِ الْجَاهِلينَ
“Sen
af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir”
(Araf 7/199)
buyurulmaktadır.
Al-i İmrân suresinin 134.
âyetinde muttekî insanların özelliklerinden biri olarak onların insanları
affettiği bildirilmektedir.
8. Güvenilir olmak.
Müminlerin en önemli
özelliklerinden biri de güvenilir olmasıdır. Peygamberimizin yaşadığı
toplumda en belirgin özeliği "el-emîn" oluşu idi. Yaşadığı toplum onu adından
daha çok bu unvanıyla anardı. Peygamber olarak görevlendirilip insanları
Allah'ı tanımaya ve yalnız O'na ibadet etmeye çağırınca Mekke müşrikleri ona
düşman oldular ve düşmanlıkları, onları peygamberin hayatını ortadan
kaldırmaya cürete kadar sevk etti. Buna rağmen birbirlerinden çok ona güveniyor,
kıymetli eşyasını, altın ve mücevherlerini ona emaneten bırakıyorlardı.
Mekke'den Medine'ye hicret ettiği gece yanındaki emanetlerin sahiplerine
verilmesi için Hz. Ali'yi bu sebeple yatağında bırakmıştı. Peygamberimizin bu
davranışı, onun emanete ne kadar önem verdiğini göstermektedir. Esasen o,
halkın güvenini kazanmamış olsaydı insanlar kısa sürede inançlarını, âdet ve
geleneklerini bırakarak onun etrafında toplanırlar mıydı?
Kur'ân-ı Kerim'de müminin
özellikleri sayılırken emanete riayet etmeye de yer verilmiştir.
وَالَّذينَ هُمْ
لِاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَ
"O müminler ki, emanetlerine
ve ahitlerine riâyet ederler"
(Mü’minûn 23/8)
Emanete hıyaneti Peygamberimiz nifak belirtisi
saymıştır.
أرْبَعٌ مَنْ كُنَّ فيهِ
كَانَ مُنَافِقاً خَالِصاً. وَمَنْ كَانَتْ فِيهِ خَصْلَةٌ مِنْهُنَّ كَانَتْ فِيهِ
خَصْلَةٌ مِنَ النِّفَاقِ حَتّى يَدَعَهَا: إذَا أُؤْتِمِنَ خَانَ، وَإذَا حَدّثَ
كَذَبَ، وإذَا عَاهَدَ غَدَرَ، وَإذَا خَاصَمَ فَجَرَ
“Dört haslet vardır; kimde bu hasletler bulunursa
o kimse halis münafıktır. Kimde de bunlardan biri bulunursa, onu bırakıncaya
kadar kendinde nifaktan bir haslet var demektir: Emanet edilince hıyanet eder,
konuşunca yalan söyler, söz verince sözünde durmaz, husumet edince haddi aşar."
Peygamberlerde bulunması
gerekli beş nitelikten biri emanet olduğu gibi olgun müminin özelliklerinden
biri de emin olmalarıdır.
9.Faydasız işlerden, boş
sözlerden uzak durmak.
Müminûn suresinde olgun
müminlerin vasıfları sayılırken;
وَالَّذينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَ
"Onlar ki, faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler” buyurulmaktadır.
Ayette geçen "lağv" kelimesi
dünya ve âhirette faydası olmayan boş ve anlamsız söz, fiil ve davranışlardır.
Müminlerin bundan uzak durması gerekir.
10. Merhametli olmak.
Mümin merhametli insandır.
Allah insanların merhametli olmalarını ve birbirlerine merhamet tavsiye
etmelerini istemektedir:
ثُمَّ كَانَ مِنَ الَّذينَ امَنُوا وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا
بِالْمَرْحَمَةِ اُولئِكَ اَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ
“Sonra da iman edenlerden olup
birbirine sabrı tavsiye edenlerden, birbirine merhameti tavsiye edenlerden
olanlar var ya, işte onlar Ahiret mutluluğuna erenlerdir.(Amel defteri sağdan
verilecek kimselerdir)”
(Beled 90/ 17-18).
Allah’ın bir insana merhameti,
onun diğer insanlara merhametine bağlıdır :
يَرْحَمُ اللّهُ مَنْ َﻻ
يَرْحَمُ النَّاسَ
ﻻ
"Allah, insanlara merhamet etmeyene rahmette
bulunmaz"
الرَّاحِمُونَ يَرْحَمُهُمُ
اللّهُ تَعالى! ارحَمُوا مَنْ في اﻷ‘رضِ يَرْحَمْكُمْ مَنْ في السَّمَاءِ الرَّحِمُ
شِجْنَةٌ مِنَ
الرَّحْمنِ مَنْ
وَصَلَهَا وَصَلَهُ اللّهُ وَمَنْ قَطَعَهَا قَطَعَهُ اللّهُُ
"Allah,
merhametli olanlara rahmetle muamele eder. Öyleyse, sizler yeryüzündekilere
karşı merhametli olun ki, semâda bulunanlar da size rahmet etsinler. Rahim
(akrabalık bağı) Rahmân'dan bir bağdır. Kim bunu korursa Allah onunla (rahmet
bağı) kurar, kim de koparırsa, Allah da ondan (rahmet bağını) koparır"
buyrulmuştur.
َ
Sahabeden Akra’ b. Hâbis, Peygamberimiz (s.a.s.)’i (torunu) Hasan’ı öperken
görmüş ve ‘benim on çocuğum var, onlardan hiçbirini öpmedim’ demiştir. Bunun
üzerine Peygamberimiz (s.a.s.),
مَنْ َﻻ يَرْحَمُ ﻻ َيُرْحَمُ
“Merhamet
etmeyene merhamet edilmez” demiştir.
11. Emr i bi’l-Ma’ruf ve
Nehy-i Ani’-l Münker yapmak
"Ma’ruf", İslam'a ve aklı
selime uygun olan her şey maruftur. "Münker" ise İslam ve aklı selime uygun
olmayan her türlü kötü. söz, fiil ve davranışlardır. Marufu emretme ve münkeri
men etme, iyiliklerin yayılması, kötülüklerin yok edilmesi için çalışmak müminin
temel görevidir.Yüce Allah,
وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَاءُ بَعْضٍ يَاْمُرُونَ
بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُقيمُونَ الصَّلوةَ وَيُؤْتُونَ
الزَّكوةَ وَيُطيعُونَ
اللّهَ وَرَسُولَهُ
اُولئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ اللّهُ اِنَّ اللّهَ عَزِيزٌ حَكيمٌ
“Mü’min erkekler ve mü’min
kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. Onlar marufu emreder, münkeri men ederler,
namazları kılarlar, zekâtı verirler, Allah ve Peygamberine itaat ederler. İşte
bunlara Allah rahmet edecektir”
(Tevbe 9/71).
12.
Günahlarda ısrar etmemek
Nefis
sahibi olan ve her şeytanın düşmanlığına maruz kalan insan günah işleyebilir.
Önemli olan hiç günah işlememek değil günah işlediğinin farkına varıp bu
günahtan vazgeçebilmek ve günahına tövbe edip Allah'a yönelebilmektir.
Yüce
Allah birçok âyette tövbe edilmesini emretmektedir:
يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا
تُوبُوا اِلَى اللّهِ تَوْبَةً نَصُوحًا
“Ey
iman edenler! Allah’a samimiyetle tövbe edin”
(Tahrim 66/8).
Bir günah işleyince hemen
Allah'ı hatırlayıp tövbe etmek muttakî müminin özelliğidir (Al-i
İmran, 3/135)
Peygamberimiz (a.s.),
تُوبُوا إلَى رَبِّكُمْ فَوَاللّهِ إنِّى ‘َتُوبُ
إلَى رَبِّى تَبَارَكَ وتَعالَى في اليَوْمِ مِائَةَ مَرَّةٍ
“Ey insanlar! Allah’a tevbe edip
ondan af dileyin. Zira ben günde yüz defa tövbe ederim”
buyurmuştur.
Sonuç
Olgun müminin 12
özelliğini kısaca izah etmeye çalıştık. Hiç şüphesiz ki Kur'ân ve hadislerde
bunların dışında pek çok özelliği vardır. Mümin, şartlarına uygun imandan sonra
Allah ve Peygamberine itaat eden, Kur'ân ve Sünnette yer alan emir ve yasaklara,
öğüt ve tavsiyelere uyan insandır. Mümin ne kadar Kur'ân ve Sünnette uygun
hareket edebilirse o nispette kâmil mümin olur. Ne kadar günah işlerse kemal ve
takvasından o kadar yitirmiş olur.
Buharî, İlim,15. I,26. Zekat,5. II,112.
|